| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
17 "news" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"news" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Hamsiköy'de sütlaç, şah ile meşhur oldu

Tarih 10 Eylül 2008, 10:46. 0 fav. Yazan kizirbey.  
Etiket: arhavi, dağ, define, doğa, elektrik, enerji, fotoğraf, gezi, giresun, haber, hikaye, history, hopa, kar, karadeniz, manzara, media, medya, nehir, news, of, olay, ordu, ova, people, petrol, politi, rize, su, this, trabzon, travel, turkei, turkey, türkiye, vadi, who, yarış, yeşil, yol, çamur

Hamsiköy’ de Sütlaç, şah ile meşhur oldu


M. Kemal AYÇİÇEK – Eylül 2008

 

www.karadenizolay.com (Özel)-Fındık ayı nedeniyle İstanbul’dan tatile anne ve babasız gelen torunlarımı yolcu ettim otobüs terminalinden, canım bir güzel sütlaç çekti. Hava bunaltıcı sıcak, Trabzon’dan kaçmaya yer arıyorum. Çok yoğun rutubet, normaldeki hava sıcaklığını katlıyor ya, bunalıyor, şıpır şıpır terliyoruz. Hem Sütlacı hak ettiğime de inanıyorum. Çocukları ta köye çıkıp aldım, hem denize gireriz dedim ama olmadı, geciktik. Aslında sütlacı, bir gece öncesinden yine torunlarım Fatih ve Onur Melih’i alıp, onlarla Hamsiköy’ de yiyecektik ama yine onlarla nasip olmadı.

Akşam olmak üzere ama benim için zamanın önemi yok. Zamana uyan değil, zamanı kullanan biriyimdir. Saatın ileri veya geri olması, benim kafama koyduğumu yapmamı engellemez ki, bastım gaza. Arabada yalnız olduğumda bana kimse “yavaş git”, “hızlı sürme”, “acelen nedir” demediği için mi nedir, hız göstergesine de bakmaksızın giderim yollarda, bu demek, trafiği tehlikeye atarım ve kurallara saygısız sürücüyüm demek değildir, o konularda blakis, harfiyen kuralcıyımdır. Aslında çok sevmem kuralı ama nizama uygunluk anlamında kuralcıyımdır dedim.

Çocukluğumda genelde dedemle seyahat ederdim, o seyahatlerden kastım yayla yolculukları ve bir iki kez de İstanbul ve Konya olmuştur. Dedem, kendi dönemine göre de “dünya görmüş” sayılan insanlardandı. Onunla Hamsiköy’e gidişlerimi hatırlıyorum. Düşünün siz, Trabzon’dan kalkan arabalar,(kamyon veya otobüs) yemek molasını Hamsiköy’de verirlerdi. Yani 50 kilometrelik yol aslında ama işte düşünün yemek molası verilecek kadar uzaktı. Uzaklık, o yıllara has bir olaydı artık uzaklık diye bir olay kalmadı. Hasret, gurbet olayları da bitti. Ama o yıllarda Bayburt bile büyük gurbetti. Her zaman gidilip gelinemezdi çünkü.

Hiç durmadan attım kendimi zigana dağına. Ana yoldan gidiyorum. Başar köyünden çıkmıyorum Hamsiköyüne, üstten ziganadan ineceğim. Bir an önce bunaltıcı sıcaktan kaçmak ama birazda dağ havasında kalmak lazımdı öyle de ettim. Şimdi Trabzon- Gümüşhane devlet karayolu üzerinde de bir çok tesis var ve onlarda da “hamsiköy sütlacı” diye yazıyor ama değil, o neye benziyor biliyor musunuz, tıpkı İstanbul’da da “Trabzon ekmeği” diye veya Bolu dağı’nda Kaynaşlı’ da fırınlara “Vakfıkebir ekmeği” yazmasına benzer. Onun için hani bizim Ulusoy’un bir sloganı vardır, çok severim bende onu “her şey zamanında” diye, bu bence medeniyetin de tam anlatımıdır sanki. Şimdi sütlaç, elbette de beride de yapılırsa “hamsiköy sütlacıdır” da ama aslımıdır, kopyasımıdır işte orası önemli. Anlatmak istediğim de orjinaline yakınsanız, onu mekanında yemek, her şey yerinde ve de zamanında yenmelidir.

Hamsiköy’üne yakınsanız, yoldan karşıya görmeye üşenip de durup ana yolda sütlaç yerseniz buna “sütlaç yedim” diyemezsiniz. Hamsiköy’ de üretilen ve orada köyde yenen sütlaçtır asıl sütlacı Hamsiköy’ün. Siz o mekanı, o doğayı görmezseniz, sütün hangi ortamda oluştuğuna yani o otun yetiştiği ortamı görmek gerekir ki, yediğin sütlacın da anlamı olsun kendin de. O ortamdır onun doğuş yeri, hikayesi Sütlacın orda o köyde başlamış ve nice insanların damaklarına yayılan bir lezzet, tad olmuş, dillendirilmiş, dillere düşmüş ve meşhur olmuş. Şimdi her ne kadar bir yığın sütlaç adı varsa hepsine bilmem ne katkı maddeleri ekleniyorsa ve birer damak tadı oluşturulmak isteniyorsa işte o yok hamsiköy sütlacında. Tamamen doğal süt, naturel ortam, organik tabii ortam ve havasıyla suyuyla enfes manzarasıyla Hamsiköy, gidilip, görülmesi ve nostaljinin yaşanması gereken bir yer.

Her yerde sütlaç vardır ama Hamsiköy sütlacının yanında diğer sütlaçlara bakan olur mu onu bilmiyorum. Adına ister “fırın sütlaç”, “çikolata soslu sütlaç”, “sakızlı sütlaç”, “muzlu sütlaç”, “şuruplu sütlaç”, “vişneli sütlaç”, “meyveli sütlaç” , “Bağdat usülu sütlaç”, “fırın sütlaç”, “damla sakızlı fırın sütlaç”, “kavunlu sütlaç” veya “limonlu fırın sütlaç” diyiverin yok hiç birinin hamsiköy sütlacının yerini alabileceğini düşünemiyorum.

Yukardan Zigana tatil köyüne çıkılan bekçiler’den dönüyorum eski Trabzon- Gümüşhane yoluna. Artık asfaltı sökülmüş kimi yer yer Toprak yoldan iniyorum. O sırada bir yağmur döküyor, ham toprak kokusuyla serinliyorum. Araçtan inip biraz ıslanıyorum. Sonra o Taşköprü de oyalanıyorum, ama artık bir kase yiyeceğim Hamsiköy sütlacını henüz sütlacı bile görmeden orada hayalimde ikiye çıkarıyorum. Zigana dağının yamaçlarında müthiş manzarası vardır hamsiköy yolunun da, hem zaten o manzaradır biraz da sütlaca damak tadını veren ya. Hamsiköy de Osman Günel’in Yayla lokantasına giriyorum. Zaten, hamsiköy’de başka da lokanta yok artık. Sadece Osman Günel, baba ocağını terk etmeme adına yılın 9 ayını burada hamsiköy sütlacını yaşatma pahasına kızı Ayşe Günel ile mücadele veriyor.

Osman Günel’in Yayla lokantası tam da Trabzon’un eski belediye başkanı Orhan Karakullukçu’nun dedesi Ahmet Karakullukçu’nun konağının hemen önünde. O konak satılmış tabi 1962 ‘de. Konağın 1929 yılında yapğıldığını söylüyor Osman Günel. Kendi de 1972 yılında bulaşık yıkamayla başladığı lokantacılığa şimdi Kızıyla devam ediyor. Her geçen yıl sütlaç satışlarından anlıyor gelişmeyi, bölgeye gelen ve gidenlerin yoğunluğunun kendi sütlaç kaselerine yansıdığını ifade ediyor. Gelen giden tur otobüslerine zaman zaman yetişmekte güçlük çektiğini anlatıyor. Siz bir aşçıyı yemek yerken görmüş müsünüz bir düşünün bakalım, ben görmemişimdir. Aşçının yemeği pişirirken doyduğu söylenir. Ama Hamsiköy yayla lokantası’nda ben Osman Günel’i Sütlaç yerken görüyorum ve tabiî ki fotoğrafını çekiyorum. İnsan bezmez, bıkmaz mı aynı şeyi yemekten? Ama yok işte demek ki bıkmazmış ki öylesine iştahla yiyor ki sütlacını, kızının ona sorduğu soruya bile bir süre cevap vermiyor. Ayşe, bir yandan bulaşıklara koştururken bir yandan da Hamsiköy’in belki de ilk bayan garsonluğunu yapıyor. Çünkü, geçmişte Hamsiköy’ü bizim ilk tanıdığımız yıllarda her hangi bir işte bayanların çalışması “ayıp” sayılırdı ve bayanlar çalıştırılmazdı. Ama şimdi Ayşe Günel, sütlaç taslarının birini götürüp, boşlarını topluyor.

36 yılını Sütlaç yapmaya ve yaşatmaya vermiş Osman Günel, hamsiköy sütlacının da tarifini başkaları gibi saklamıyor ve hemen açıklıyor. O da “her şeyin yerinde güzel” olduğuna inananlardan ve diyor ki, “sanki ben tarifi versem adam bunu adana da yapsa bu tadı mı alacak, İstanbul da yapsa ne olacak, önemli olan sütlacın burada yenmesidir. Bu hava ile sütlaç bileşimidir tadı damaklarda bırakan” diye ekliyor. Sütlaç tarifini de her gelene anlattığını, bunun özel formülü gibi şeylere inanmadığını belirterek sütlaç pişirmeyi şöyle anlatıyor;

“1 kilo süte 65 gram pirinç,70 gram şeker ve çok az da tuz konur. Bu karışım bir saat 20 dakika da pişer ve pirinç, süt, şeker bir bulama gibi oluyor. 80 kiloluk süt, 60 kiloya ininceye kadar pişiyor. Sonra taslara veya kaselere koyuyoruz, soğuyunca da servis yapıyoruz. Fırınlama veya üzerine bir şeyler ekleme yoktur. Sadece sütlaçtır. Herhangi bir katkı maddesi koymayız”

Bende yukarda hayal ettiğim gibi iki tas sütlacımı yedim. Kaldı ki ben öyle tatlı seven biri değilimdir. Evde eşim bilse iki tabak üst üste sütlaç yedim, alınır kesin “benim yaptığım sütlaçtan neden yemez” diye. Normalde çok sütle de aram iyi değildir ama işte orada Hamsiköy’de namındanmıdır, şöhretinden mi, havasından mı suyundan mı bilmiyorum orada iki tas sütlacı yedim. Doydum mu diye sorsanız hayır derim çünkü o sütlaçtan doyum olmaz, bana öyle geliyor. Gün kararmış, televizyonlar da Trabzonspor maçı başlamıştı. Onu vatandaşların kahvehanelere çekilmesinden anlıyorum. Kimilerinin “yok bu takımda da iş yok ya” diye vahlandığı sesleri kulağıma gelirken, onunla tartışanların da yükselen seslerle, “şampiyonuk olum bu sene, ne diysun, sen ne dersan de, boş konişiysun” diye söylendiğine kulak misafiri oluyorum. Ve oradan yine eski yolu takip ederek iniyorum tatlı bir mutlulukla Hamsiköy’ den, yine çıkarım diyorum, Nasipsiz lokma yenmiyor, onun için nasipse tabi..Hamsiköy yayla lokantası ise sadece Ocak ayında kapanıyor ve Mart’ın yeniden açıyor kapılarını müşterilerine.

Sütlaç’ı şah beğenince meşhur oldu

Sütlacın meşhur olması ise hamsiköy’e yıllar önce İran Şahı Muhammet Rıza Pehlevi’nin gelmesi ve Hamsiköy’de sütlacı yemesinin o dönemler radyolarda haberlerde dile getirilmesi sayesinde olmuş. Osman Günel, “Hamsiköy sütlacının İran şahı Şah Rıza Pehlevi’nin Trabzon’a gelişi sırasında burada Hamsiköy sütlacını yemesinden sonra radyodan buradaki sütlaç yemeği yayınlandı ve bizim sütlacın ünü dünyanın dört bir yanına yayıldı. Devlet karayolunun karşıdan geçmesi, zigana tüneli yüzünden yeni yola dönülmesiyle hamsiköyde bir sessizlik olmuştu. Ama son yıllarda hep daha iyiye gidiş var, işlerimizin yoğunluğundan anlıyoruz gelişmeler oluyor bölgemize gelen giden artıyor diye”

Osman Günel, İran şahı Pehlevi’nin ve ayrıca Hamsiköy’de Atatürk’ün de Sütlaç yemesi sayesinde sütlaçlarının tanındığını ifade ederken,İran Şahı Rıza Pehlevi’nin 1934 yılının 14 Haziran günü Trabzon’un il hududu olan maçka’nın Hamsiköy’de karşılandığı da Taraf yazarı Ayşe Hür’ün yazısından anlıyoruz ve öğreniyoruz;

İran’la opera diplomasisi, Ayşe Hür / Taraf

Rıza Şah Pehlevi ve heyeti, 10 Haziran 1934′te Gürcübulak sınır kapısından Türkiye’ye girerken, onları 3. Ordu Müfettişi 1. Ferik Ali Sait Paşa, Kolordu Kumandanı Kemal (Doğan) Paşa, Beyazıt Valisi İmadettin Bey, Cumhurbaşkanlığı Yaveri Cevdet Bey, Hariciye Vekâleti 3. Daire Şefi Kemal Köprülü) Bey’den oluşan heyet karşılamıştı. Şah ilk olarak Türk askerini teftiş etti. Hazırlanan otağda bir süre dinlendikten sonra Türk askerini ikinci kez teftiş etti. Daha sonra Iğdır’a doğru otomobille hareket edildi. Kars, Erzurum, Gümüşhane üzerinden 14 haziranda Trabzon’a ulaşıldı. Aynı gün Türkiye Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü (Aras) Bey tarafından Maçka’da karşılanan Şah, iki firkateynin eşlik ettiği Yavuz zırhlısıyla Samsun’a geçti. Buradan trenle Ankara’ya hareket edildi. Şah geçtiği her il ve ilçede büyük bir sevgi gösterisi ve merasimlerle karşılanıyordu.”

Nasıl gidilir

Trabzon’dan her saat başı Gümüşhane ve Bayburt dolmuşları kalkıyor. Onlarla gidilebilir, bekçilerden veya başar köyünde inilir ve oradan da geçen dolmuşlarla gidilebilir. En güzel özel otonuzla Başar köyünden veya Bekçilerden gidebilirsiniz. En mantıklısı da özel araç ama turlar var. Eğer turların gezisindeyseniz zaten Hamsiköy gezisini kapsamına alan turlarda zaten oraya çıkılıyor. Daha sağlıklı bilgiyi sanırım Osman Usta verir. Hem rezervasyon ve hem de ulaşım için Osman ustaya soracaklarınız olursa telefonu: 0 462 5426278 Hamsiköy/ Maçka/ Trabzon

0 yorum.

Ejderhanın gölü ve Hıdırlez mağarası

Tarih 03 Eylül 2008, 07:04. 0 fav. Yazan kizirbey.  
Etiket: arhavi, dağ, define, doğa, elektrik, enerji, fotoğraf, gezi, giresun, haber, hikaye, history, hopa, kar, karadeniz, manzara, media, medya, nehir, news, of, olay, ordu, ova, people, petrol, politi, rize, su, this, trabzon, travel, turkei, turkey, türkiye, vadi, who, yarış, yeşil, yol, çamur


M. Kemal AYÇİÇEK – Ağustos 2008

 

www.karadenizolay.com (Özel)- Mayıs ayında başlanan Yayla yolculukları, kimi zaman iki kimi zaman üç gün sürebiliyordu. Yol yok şimdiki gibi sadece patika yollar, hani keçi yolları denir ya onlar gibi. Kimi yerlerde uçurumlardan geçilmesi gerekiyor. Yollar uzun, insanlar yorgun düşer ama her yıl yenilenen yayla yolculuklarında yeni yeni tanışıklıklar ve hikayeler, o yayla yolculuğunu hep özlemle hatırlatır insanlara..hele çocuklara..

 

Bir hafta öncesinden başlanır yayla yolculuğunun hazırlıkları. Ekmekler, çörekler, keteler hazırlanır yol boyunca erzak olsun diye, öyle ya iki veya üç gün boyunca yollarda olacaksınız. Buna da bir hazırlık gerekir, Varsa çarıklar dikilir, yoksa kuşaklar örülür, fistanlar, peştemallar, çislavet lastikler, veya kara lastikler alınır. Azık torbaları tutulur. Yola çıkacak köç (yaylaya gidecek insan, aile) konu komşularla o yolu birlikte alırlar. Hem şenlik olur ve hem de yol boyu olabilecek her hangi bir olumsuz durumun aşılması rahat olur. Birlikten kuvvet doğar ya.

 

Sığırların süslemeleri bitmişse, cameşler paklanmışsa, eşekler , katırlar ve atlar da hasta değillerse o zaman erzaklar onlara yüklenir ve sabahın alaca karanlığında yola çıkılırdı. Yol boyunca kalınacak yerler bellidir zaten. Hanlarda yer varsa oralarda yoksa da yol boyundaki mağaralar da dinlenilirdi. Yoldaki hareket, tamamen birlikte götürülen hayvanlara bağlıydı.Öyle ya büyükbaş hayvanlardan eğer sizde cameş (manda) varsa, siz sadece sığırı olanlar gibi rahat gidemezsiniz yolda. Veya yaşlı sığırınız varsa genç hayvanları olanlarla da aynı hızla yürüyemezsiniz yolda. İnsanların yayla yolculuğunu belirleyen onların o andaki büyükbaş hayvanlarının yol performanslarıdır kısaca.

 

Kimi yolda direnir hayvanların, yorulur yatar, kalkmaz siz uğraşırsınız saatlerce. Kimi inat eder, yatar bi,r daha kalkmaz, kiminin ayakları vurur, tırnakları kırılır, yürüyemez ve siz beklersiniz. Yani yayla yolları sadece insanların arkadaşlıklarına değil hayvanlarla da sıkı dostluklar kurmanızı da sağlar.

 

Yollar boyunca nazlatacağınız bir gileniz (dana) veya bir kuzunuz veya sizi dinleyen ve anlayan, her sözünüze baş hareketleriyle onay veren sanki “haklısın” veya “tamam” “olur tabi öyle yapalım” der gibi bir akıllı sığır veya eşşek’le yol alınmaz mı? Bizim vardı, adları da insan adıydı “recep” ve “şaban”. Sanırım Recep, benden önceydi de ben şaban’ı tanımıştım. Onunla arkadaştık, beni dinler, bende inat etmez di ama bir başkası ona laf geçiremezdi. Bahsettiğim Eşek, Şaban’dı. Onun için gerçek hayatta da insanlar arasında bir çok “eşek” tanıdım ve hala da “eşek”lerle aram iyidir.

 

Şaban’ı amcam kesti

 

Şaban, hani beni dinleyen ve seven ve benimde onu sevdiğim eşeğimizdi. O dönemlerde köydeki evimize de araba yolu değilde yine patika yolla çıkılırdı. Hele bizim çağılın hemen altında azıcık yağmur olunca da zalım çamuru dediğimiz çamur vardı ki, boş olsan da yürürken ayakların kayar, çoğu kez düştüğümüz de olmuştur. Bu arada eşekle suyu ben taşırdım, istemlilerde. Caminin altındaki çeşmeden alırdık suyu. Köy meydanına kadar gelen kamyonla çarşıdan kumanya gelir ve biz de o kumanyayı, un, şeker, buğday, zare (Öğütülecek veya öğütülmüş mısır unu), eşekle eve çıkarırdık.

 

Ailemiz kalabalıktı ve alınan bir çuval un değil iki çuval olurdu. Şeker de aynı şekilde, 50 kiloluk çuvallarda olurdu. Bunları köy meydanından eşeğe yükler, onunla çıkarırdık. Eşek boş olduğunda da sırtına binerdim. Zaten, eşekle olan arkadaşlığımın en güzel yanı da buydu! Bir seferinde eşeğin semerinin bir tarafına bir çuval un, diğer tarafına da bir çuval un yüklemiştik ve eve çıkarırken o çağılın altından geçerken şaban’ın ayağı kaydı ve sırtındaki un çuvalının demir teller tarafındaki, dikenli demir teline takılıp yırtıldı. Yere biraz un döküldü. Yırtılan un çuvalının o kısmını önce tuttum, sonra fındık yaprağı ile kapadım ve eve çıktık.

 

Un çuvalının yırtılmasını anlattım ama en küçük amcam Mahmut, o zamanlar 24 yaşlarında, bana eşeği düzgün sürmediğim için fırça attı sonra da şabanı yularından tuttuğu gibi meşeye götürdü. Tabi bende gittim ardından diğer amcamın oğlu ve kardeşimle. Meşedeki karayemiş ağacının altında amcam,“artık sen yaşlandın, bir un çuvalını bile taşıyamıyorsun demek ” diyerek Şaban’ın kafasını kesti. Yaşlanan eşeklerin kafası kesilirmiş demek ki. Kurban keser gibiydi. Çok kızdım ve öfkelendim ama yapacak bir şeyim yoktu. O Şaban, bizim son hizmetteki eşeğimiz olmuştu.

 

Aradan biraz zaman geçmişti ve şaban’ın kesilmesi olayı konuşulurken amcamın büyük oğlu Hüseyin, Şaban’ın adının her anılmasında sık sık “rahmetli” diye araya girer, ve hala ona rahmet okur. Tabiî ki ben de çok etkilenmiştim. Ondan dolayı da nerde bir eşek görsem, sempatiyle bakar ve o hayvanları hep severim.Ağabeyimin oğlu Hakan Utku’nun Ziğana dağında gördüğü ve “fil” sandığı ve ama yanına zorla sokulup fotoğraf çektirdikten sonra da “eşek demek istemiştim” dediği, bizim şabandan ufak bir eşekti ama o benden şanslıydı. Çünkü, bizim o zamanlar ne bir fotoğraf makinamız vardı ve ne de fotoğraf çekenimiz. Onun için benim arkadaşım Şaban’la çekilmiş bir fotoğrafımın bulunmaması eksiğimdir!

 

Sipa’yı nasıl sattık

 

Söz eşekten açılınca bir eşek anımı daha anlatmayı uygun gördüm. Fındık ayı gelmiş ama eşeğimiz de yok. Şaban’ı amcam kesmişti.Dedem beni yaylayaeşek almaya gönderdi.”babana söyle bir eşek alsın, sende al o eşeği gel”dedi, Gittim Yayla’ya. Yaylamız, Bayburt’un bir köyü idi. Babamla bir akşamüzeri gittik komşu köy Gondolot’a. Orada eşekler varmış, mallıkla sabah dağa çıkan eşeklere köy meydanında baktık ve bir tanesini 600 liraya aldık.

 

Eşek değil daha yavru meğer. Ben sırtına bindiğimde beli büküldü hayvanın, çocuktum üstelik. Ama, babam sıkı pazarlıktan sonra satın almıştı bile.Sonra da amcamın oğlu ile sipa’yı iki günlük yürüyüşten sonra Araklı’daki köyümüze getirdik.Eşeği harman ilk gören babaannem oldu. Ama hemen anladı, dedemin kızacağını. Çünkü dedem, cambel diye bir arazimiz var ve burası en uzaktaki fındıklığımız. Buradan Fındık taşıyacak bir eşek almamızı istemişti ama babam, “nasılsa büyür” diyerek bu sipa’yı almıştı. Babaannem bana, “deden görmeden yarın sabah erkenden alın onu gidin kaşıkçı’ya satın, deden görmesin bunu çok kızar “dedi ama biz de yayladan geldik dedem de bunu gördü. Ve sordu, “nerde eşek getirdiniz mi?”

 

Getirdiğimiz sipa’yı görür görmek dedem başladı bağırmaya, “sizin aldığınız eşeğin de, onu size satanın da” diye küfretmiyor ama biz onu anlıyoruz. Babama sayıp saydırıyor, tabi biz emir kulu olduğumuzdan bize bir şey demiyor. Hem dedem beni severdi ve bana bağırmazdı, bana kızsa da başkalarına bağırır bana fiske dokundurtmazdı. Bende dedemin gönlünü almaya çalıştım, eşeğin yapacağını biz yaparız dedim ve onu teselli etmeye çalıştım. Sonraki gün de üç arkadaş babaannemin dediği gibi Kaşıkçı’ya gidip, sipa’yı satlığa çıkardık.

 

Bir dükkanın önünden geçerken adam bize baktı, “çocuklar satılık mı eşek” dedi. “evet” dedik, “getirin ona 400 lira vereyim” dedi. Olmazdı, biz eşeği 600 liraya almıştık ve iki gün de yol yürümüş getirmiştik. “olmaz amca” dedik, “o fiyata satamayız”. Gidip geliyoruz ama başka da kimse talip olmuyor sipaya. Yine aynı adam bu kez, “getirin çocuklar 350 lira vereyim” dedi. Ama biz “adam kesin alacak ama bizimle kafa buluyor olmalı, biraz daha gezelim bu adam alacak” dedik. Her geçişimizde adam 50 lira fiyat indiriyordu. Neyse gittik geldik, “bari 400 ver” dedik ama yok adam nuh diyor peygamber demiyor ve indikçe iniyordu. En son artık Pazar dağılıyor ve ortalıkta kimseler kalmıyordu, son kez adamın yanına gittik adam bizxe “satamadınız mı eşeği, getirin ona 250 lira vereyim” dedi. Baktık bir daha tur atar dönersek bu seferde 200’e iner, iyisimi hemen satalım sipayı dedik ve sattık. 250 liraya.Sonra eve döndüğümüzde dedeme anlattık bu durumu, “iyi yapmışsınız, babanın enayi parasıydı zaten, biraz akıllansın, o sipa o parayı bile etmezdi, iyi satmışsınız” dedi.o parada bize harçlık olarak kaldıydı.

 

 

Eğer, göçünüz de bir eşeğiniz varsa o mıhmandarınızdır. En önde o gider. Sığırlar arkasına dizilir, sanki kıdem sırasıymış gibi en arkada da Cameşler ( mandalar) olurdu. Yol boyunca yükler Eşeklerin sırtında eğer eşek yoksa da sizin sırtınızda olurdu. Hem yaya ve hem güneş altında gidilen yollar, git git artık bitmez olurdu. Sadece hayvanlar değil siz de an olur ki bıkardınız, artık yürümeye mecaliniz bile kalmayabilir derecede yorulurdunuz.

 

Yola Araklı’dan çıktıysanız, Dağbaşı (Çankaya) hanları ki (29 kilometre) ilk durak hanlarıdır.Gideceğiniz yolsa 110 kilometredir. O zaman, Karadere vadisinden yukarıya doğru, anas, bifara, dağbaşı, Sarı Mehmet hanları, Heyrat hanı, Gaydaros, Golaşa, Ayven, zimla, zimlakava, toroslu, çatak, pazarcık, bahçecik, salmangas hanları uğrak noktaları olur. Onca göç düşünün aynı anda yoldalarsa bu hanlarda yer bulamayanlar da Hıdırlez mağarası, Hazreti Alinin mührü (Burası yeni yol çalışmasında tahrip olmuş, o taştaki müdür de kaybolmuş), Ejderhanın gölü, Pamukgölü, Tilkibeli , Nebiyurt, Hatunyurt, Hacıveli, Mengenin sırt, Esertaş gibi yerler de dinlenme veya mola yerleriniz için işaretli yerlerdi.

 

Ejder’in gölü

 

Trabzon’un Araklı ilçesi’nden Karadere vadisinden Bayburt yönünegidildiğinde Çankaya’yı ve Erenler’i geçtikten sonra Hıdırlez mağarasına varmadan, köprünün hemen alt tarafında büyükçe iki kayanın tuttuğu suyun oluşturduğu göldür.Adı göl tabi, yoksa herkesin bildiği manada bir göl görüntüsü yok. Sadece Karadere üzerindeki derin bir köprü altı gölcüğü dense daha doğru olur. Burada hazreti Ali’nin at’ının ayak izinin bulunduğu söylenir.

 

Bu güzergah, eski ipek yolu güzergahıdır. Bunun için de hem ejderhanın gölünde ve hemde o gölün hemen yukarısında hazreti ali’ye atfedilen iki işaret vardır. Bunlardan biri ejder’in gölünün kenarındaki büyük kayadaki at izi diğeri de Biraz daha yukarda bir kayanın yere bakan kısmındaki düz ama ters olan kayadaki müdürdür. Dışardan gözükmez ve taşın altına girip bakmak gerekir. Fakat, şimdilerde bu izin bulunduğu kaya, yol yapımı sırasındaparçalanmış ve kaybolmuştur. Daha önce de definecilerce bir çok kez burada kazı yapıldığı ve hatta bir miktar külçe altının alındığı ve Edirne’de bu altınların yurtdışına kaçırılırken yakalandığı anlatılır.

 

Dedem yaşasaydı şimdi 105 yaşında olacaktı ama rahmetli oldu. Bir yolculuklarında yaşadıklarını anlatırken sözü bu ejderhanın gölüne getirdiydi. O zaman çocukmuş. Köyün ağaları ile bu yolculuktayken, kaybolan atları aramaya koyulmuş. Biz orada ejderha’nın var olup olmadığını, bunun bir efsane mi değil mi olduğunu merak ettiğimizi biliyordu. Ama dedem Hacı Muhammet, (hacı gadir) yalan söyleyen biri değildi. Onun için anlattıklarına itibar ederdim, şöyle diyordu;

 

“İkindi namazı zamanıydı. Biz namazı kılarken otlayan atlar kayboldu. Namaz kıldığımız sırada gözetleyemedik. Sonra hava kapalıydı. Sular olabildiğince coşkulu akıyordu. Ben, Ejderhanın gölünün kenarındaki kayalara çıkıp oradan bakayım dedim, daha geniş çevreye göz atmak için ama üzerinde bulunduğum kaya kıpırdadı. Benim kaya sandığım o şey, meğer ejderha imiş. Korkunç bir sesle kükrüyordu. Bağıracaktım ama sesim çıkmıyor, kaçacağım ama dizlerim titriyor ve adım atamıyorum. Saplanıp kaldım. Benim benzim soldu, gücüm takatim kalmadı. Bir ses verip de kurtarın beni diyemiyorum. Cemaat, aşağıda ama ben kimseye sesimi duyuramıyorum. Ejderhanın sırtındaydım. Kafasını görmedim ama sanki kafasını derenin içine sokmuş ve su mu alıyor. Sonra ne olduysa bir anda güç toplayıp, diğer kayanın üzerine atlayarak ordan uzaklaşmayı başardım. Anlattım gördüklerimi o zaman ki büyüklerime ama onlar buna pek ihtimal vermedi. Gittik baktık sonra oraya, o dev cüsseli yaratık yoktu. Ama o korkunç sesi, hala kulaklarımda her zaman çınlar”

 

Bir başka anısını da Cevizin suyu dediğimiz alanda yaşamıştı dedem, o da ejderha ile ilgiliydi. Orada da bir malları (sığırları) bayıra verdiklerini ifade ederek şunları söylüyordu; “sığırları toplamak için bir kütüğün üzerine çıkmıştım. Ama altımdaki kütük kaymaya başladı. Meğer o bir kütuk değil de topraktan çıkan bir ejderhaydı. Malları toparlayıp hemen oradan ayrıldık bir anda gök gürültüsü ve bir büyük yağmur ve tufan sel oldu, dere coştu ve ne varsa aldı silip süpürdü. O canavarda öylece sele kapıldı. Ejderhanın gözü, bir yeri görünce orada ya sel olur ya bir şey mutlaka olur”.

 

Bir başka olay da Bayburt’un Eski adıyla Ermene yeni adıyla Pamuktaş köyünde olduğu söylenir. Olayın görgü tanıkları, “Göldere’de öyle bir yağmur yağdı ki, Göldere de sel oldu. Göldere’nin sürüklediği bir canavar, öküz gibi ama boz renkli bir şeydi. Ayı olamazdı o da ejderha idi ve sel ejderhayı parçaladı götürdü. Çünkü, göldere önünde bir büyük kaya gibi suya direniyordu ama o sel, ne kadar kavak ağacı varsa hepsini söktü, o canavarı da aldı sürükledi, götürdü”

 

Babam Ali de Ejderha’nın gölü için, oradan geçerlerken Ejderha’nın gölüne kocaman taşlar attıklarını ifade ederek , “ taş atardık ve gölün dibinde bağlı olduğunu düşündüğümüz ejderhanın bağının güçlü olmasını dilerdik. Onun için taş atar, o bağın üzerine taş yığılmasını sağlardık ki oradan hiç çıkamasın” diyor ve Ejderhanın gözünün nazara yol açtığına inanıldığını söylüyor.

 

Şimdi bu hikayeyi ne kadar ciddiye alırım, o yıllar nereden bakarsanız 1914’lü yıllar. O tarihlerde şimdi ki çevresel kirlilik yok ve çevre olabildiğince de vahşi ve de bakımsız tabi. Yollar aynı şekilde. İnsan sirkülasyonu şimdiki gibi yoğun da değil ve tabiat şarları, belki farklı bir yabani hayvanı o şekilde göstermiştir. Belki de çocuk olunduğunda ve korkulu anda, korkutucu her ne ise o insana şekil olarak ta farklı gözükebilir öyle de gelebilir. Ama gölün ejderhanın gölü olmasının da bunda payı olabilir. Belki o dönemler, yollarda bıkkınlığa uğramış çocuklara bu tür hikayeler anlatılır ve onlarda bir merak uyandırılarak yola katlanmalarına katkı sunulmuş da olunabilir.

 

Hıdırlez mağarası

 

Şimdi hemen mağara deyince siz sanırım bir kapısı olan ve içine girildiğin de de karanlık dehlizleri olan bir yer algıladınız. Yok, bu mağara öyle bir mağara değil. Korkutucu hiçbir yani yok. Zaten, adından da anlaşılacağı üzere “hıdırellez” Kış mevsiminin bitip yaz mevsimine geçildiğinin adı aslında. Bu da 6 Mayıs’tır.

 

Vikipedi’deki tanım şöyle, “Hıdırellez Bayramı (Hıdrellez), Türk dünyasında kutlanan mevsimlik bayramlardan biridir. Ruz-ı Hızır (Hızır günü) olarak adlandırılan hıdrellez günü, Hızır ve İlyas’ın yer yüzünde buluştukları gün olduğu savıyla kutlanmaktadır.

 

İslam coğrafyasına bakıldığında Hıdrellez gününün yoğunlukla Türkiye’de kutlanıldığı görülmektedir.

 

Hıdırellez günü, Gregoryen takvimi (Miladi takvimi)ne göre 6 Mayıs, eskiden kullanılan Rumi takvim olarak da bilinen Jülyen takvimine göre 23 Nisan günü olmaktadır.

 

6 Mayıs’tan 8 Kasım’a kadar olan süre Hızır Günleri adıyla yaz mevsimini, 8 Kasım’dan 6 Mayıs’a kadar olan süre ise Kasım Günleri adıyla kış mevsimini oluşturmaktadır. Bu yüzden 6 Mayıs günü kış mevsiminin bitip sıcak yaz günlerinin başladığını gösteriyor .”

 

Bizim yörede de yayla yolculuğuna çıkılan ve hanlarda yer olmadığından sığınılacak kaya altı bir yer Hıdırlez mağarası. Orada köçler, (kalabalık farklı aileler) geceleme yapıyor, hayvanlarını sağıyor ve sütü, yaktıkları ateşlerde pişirip yiyorlar. Yüklere yaslanıp uyuyor ve bir sonraki güne burada uyanıp, yola koyuluyorlar. Hıdırlez mağarasında anısı olmayan sanırım günümüzdeki kuşaktır. Bizden önceki kuşaklar da olanlar, hıdırlez mağarasında konaklamış ve belki bir çok hikayeyi burada dinlemişlerdir. O dönemler de insanlar, yazım ve yazılımın dışında daha çok söylemlerle eğitilir ve günümüzden daha fazla sesli diyaloglar geliştirirlerdi. Bunu çocukluğumuzda bizlerde yaşadık ama o günlerdeki hikayeleri bugünün kuşaklarına ulaştıramadık.

 

Bir büyük kabanın hemen altındaki Hıdırlez mağarasında yakılan ateşler, çocuklar için özellikle farklı bir ortam ve yayla yolculuğunun da en ilginç dinlenme yeri. Hayatta ev dışında kalmamış olan çocuklar değil sadece yetişkinler için de eğlenceli olabilen bir ortam orası. Düşünsenize, günboyu yol yürümüşsünüz ve akşam karanlığı çökmüş ve yarın tekrar yol yürüyeceksiniz ve siz o öyle bir ortamda bir mağarada, kayalıkların altında açık havada ateş ve o ateşte taze sağılan sığır, cameş veya koyun sütü ile akşam yemeği. Aslında çok cazip değil mi?

 

İşte o yayla yolculuklarındadır ki, büyük baş hayvanların yol boyunca yedikleri yeşillikler, sürekli kuru yemle besleniyor olmalarından bağırsaklarında bir hareket ve temizliğe yol açarken elbette yollarda sık sık dışkılarının sulu olmasına yol açar. Normalde dışkısını yapan hayvan bunu belli eder ama eğer o bağırsak temizliğine denk gelmişse onun zamanını sizde kestiremezsiniz. Bir anda boşaltır dışkısını ve siz de eğer hayvana yakınsanız sizin üzerinize de sıçrayabilir. Onun adına da yine yörede “mayısın ortası” denir. Yani hayvanın sulu dışkısının medenice adıdır “mayısın ortası”.

 

Günümüzde artık böylesine yayla yolculuklarının yerini araçlarla bir iki saatte gidilebilen yolculuklar aldı. Onun için de geçmişte, bizim çocukluk yıllarımızda yaşadığımız yayla yolculuklarını günümüzde yaşayanlar da çok azaldı. Yaşlılarımızdan dinlediğimiz yayla yolu hikayelerini ise bize yazmak düştü ama bir çok hikayeyi unuttuk bile.Ama elimden geldiği kadar o geçmişteki hikayelerden derleyebildiklerimi de elbette ki ilk fırsatta yazacağım.şimdilik kalın sağlıcakla.

 

 

Karadeniz'den Dünya'ya Farklı Bir Bakış!
 

0 yorum.

Su ve Enerji Artvin’de tartışılacak

Tarih 03 Eylül 2008, 06:59. 0 fav. Yazan kizirbey.  
Etiket: arhavi, dağ, define, doğa, elektrik, enerji, fotoğraf, gezi, giresun, haber, hikaye, history, hopa, kar, karadeniz, manzara, media, medya, nehir, news, of, olay, ordu, ova, people, petrol, politi, rize, su, this, trabzon, travel, turkei, turkey, türkiye, vadi, who, yarış, yeşil, yol, çamur


Dünya gündemini meşgul ederken geleceğin enerji kaynağı olarak ön plana çıkan su, Artvin Valiliği ile Ticaret ve Sanayi Odası’nın ev sahipliğin de Türkiye’nin önde gelen su uzmanlarınca Artvin’de tartışılacak

M. Kemal AYÇİÇEK

 www.karadenizolay.com(Özel)- Küresel Isınma, Dünya gündemini meşgul ederken geleceğin enerji kaynağı olarak ön plana çıkan su, Artvin Valiliği ile Ticaret ve Sanayi Odası’nın ev sahipliğin de Türkiye’nin önde gelen su uzmanlarınca 25-26 Eylül 2008 tarihinde Artvin’de tartışılacak. Sloganı “Su Hayat, Enerji ise Medeniyettir” olan Konferans için tüm hazırlıklar tamamlandı. Bu kapsamda afiş ve broşürler bastırıldı.

 

20. yüzyıl boyunca dünya üzerinde mücadeleler sanayi hammaddeleri için yapılırken, içerisinde bulunduğumuz 21. yüzyılda bu rekabet enerji ve su kaynakları üzerine yoğunlaşmaktadır. Gün geçtikçe daha büyük bir sorun haline gelen su ve enerji teminindeki problemler, azalan su ve enerji kaynakları, günümüzde konunun önemini daha da arttırmaktadır.

Bu çerçevede 2009 yılında İstanbul’da düzenlenecek olan 5. Dünya Su Formu’na altlık oluşturmak üzere Bölgemizde Bölge Müdürlükleri ile Üniversiteler, Meslek Kuruluşları ve Sivil Toplum Örgütlerinin katılımları ile “Su ve Enerji” ana temasıyla düzenlenen konferans 25-26 Eylül 2008 tarihleri arasında Artvin’de gerçekleştiriliyor.  Konferansta tartışılacak konu başlıkları şunlar;

“Hidroloji”,“Su Kaynakları Yönetimi”,“Sediment Taşınımı” ,“Coğrafi Bilgi Sistemleri” ,“Havza Modelleme” ,“Sınır Aşan Sular” ,“Enerji Politikaları” ,“Su Politikaları” ,“Enerjide Yatırım Modelleri” ,“Barajlar ve Hidroelektrik Santraller” ,“Nehir Tipi Santraller” ,“Baraj Güvenliği” ,“Enerji Güvenliği” ,“Enerji Kaynakları” ,“Ekolojik Değişim” ,“Suni Göl Taşımacılığı ve Balıkçılık” , “İklim Değişikliği ve Sürdürülebilir Kalkınma”

“Su Hayat, Enerji ise Medeniyettir.” Konfransı Danışma Kurulu’nda,

Çevre ve orman bakanlığı müsteşarı Prof. Dr. Zuhuri SARIKAYA , Çevre ve Orman Bakanlığı Müsteşar yardımcısı. Mustafa ELDEMİR , DSİ eski genel müdürü Prof. Dr. Doğan ALTINBİLEK, Marmara Üniversitesi Mühendislik fakültesi’nden . Prof. Dr. Ahmet Mete SAATCİ ,İTÜ İnşaat fakültesi’ndenProf. Dr. Necati AĞIRALİOĞLU, İTÜ Çevre Mühendisliği’nden Prof. Dr. İzzet ÖZTÜRK , Baraj Güvenliği Derneği Başkanı Prof. Dr. Hasan Tosun ,Çevre ve Orman bakanı Danışmanı Yrd. Doc. Dr. Ebubekir YÜKSEL, İstanbul Büyükşehir Başkan Danışmanı Selami OĞUZ , DSI Genel Müdür Teknik Danışmanı Özcan DALKIR , Enerji Tabi Kaynaklar Bakanlığı Daire Başkanı. Handan Zeynep DÖNMEZ  

Düzenleme kurulu’nda;

DSİ Genel müd.. (Onursal Başkan) Haydar KOÇAKER ,Artvin vali yardımcısıIAhmet KARAKAYA ,DSİ 26. bölge müdürü Sezai SUCU ,Artvin Orman Bölge Müdürü Mustafa MEYDAN ,DSİ ETÜD PLAN DAİRESİ BAŞKANI İsmail GÜNEŞ, DSİ Barajlar ve HES dairesi Başkanı Vahit BAYGÜNEŞ ,DSİ TAKK Dairesi Başkanı Rahmi SENCER ÇELİK , Artvin Ticaret ve Sanayi OdasıBaşkanı Kurtul ÖZEL, DSİ Dış İlişkiler Müşaviri Adem Avni ÜNAL, DSİ 26. Bölge Mdr. Yard. Halil ŞİMŞEK , DSİ Uluslararası Hidr.Fa.Şb.Md. Hamza ÖZGÜLER , DSİ 26. Bölge Müd. Bil. Müh. Ahmet ARSLAN , DSİ 26. Bölge Müd. İnş. Müh. Talha DİNÇ , DSİ 26. Bölge Müd. Or. Yük. Müh. Mine ÖZKAN  Konferans Bilim Kurulu’nda şu isimler dikkat çekiyor;

 Prof. Dr. Necati AĞIRALİOĞLU İTÜ İNŞAAT FAKÜLTESİ , Prof. Dr. İlhan AVCI İTÜ İNŞAAT FAKÜLTESİ , Prof. Dr. Orhan BAYKAN PAMUKKALE ÜNV. İNŞAAT MÜH., Prof. Dr. Adem BAŞTÜRK YILDIZ TEKNİK ÜNV., Prof. Dr. Mehmet BERKÜN KTÜ MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİ , Prof. Dr. Ahmet DEMİR YILDIZ TEKNİK ÜNV. , Prof. Dr. Mustafa GÖĞÜŞ ODTÜ MÜHENDİSLİK FAK., Prof. Dr. Emin KARAHAN İTÜ İNŞAAT FAKÜLTESİ ,Prof. Dr. Mehmet KARPUZCU GEBZE YÜKSEK TEKNOLOJİ ÜNİ. , Prof. Dr. Mehmet KARPUZCU GEBZE YÜKSEK TEKNOLOJİ ÜNİ., Prof. Dr. Cumali KINACI İTÜ ÇEVRE MÜHENDİSLİĞİ , Prof. Dr. Halil ÖNDER ODTÜ MÜHENDİSLİK FAK., Prof. Dr. Hızır ÖNSOY KTÜ MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİ , Prof. Dr. İzzet ÖZTÜRK İTÜ ÇEVRE MÜHENDİSLİĞİ , Prof. Dr. Mustafa ÖZTÜRK HATAY MİLLETVEKİLİ , Prof. Dr. Ahmet Mete SAATÇİ MARMARA ÜNV. İNŞAAT FAKÜLTESİ , Prof. Dr. Lütfü SALTABAŞ SAKARYA ÜNİVERSİTESİ , Prof. Dr. Nusret ŞEKERDAĞ FIRAT ÜNİVERSİTESİ , Prof Dr. Ali Ünal ŞORMAN ODTÜ MÜHENDİSLİK FAK., Prof. Dr. Hasan TOSUNBARAJ GÜVENLİĞİ DERNEĞİ , Prof. Dr. Ahmet TUNA FIRAT ÜNİVERSİTESİ , Prof. Dr. Ayhan ÜNLÜ FIRAT ÜNİVERSİTESİ , Prof. Dr. Recep YURTALÇUKUROVA ÜNV. MÜH. FAK., Prof. Dr. Ömer YÜKSEK KTÜ MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİ , Doç. Dr. Ahmet BAYLAR FIRAT ÜNİVERSİTESİ MÜH. FAKÜLTESİ , Doç. Dr. M. Emin EMİROĞLU FIRAT ÜNİVERSİTESİ MÜH. FAKÜLTESİ , Doç. Dr. Ramazan SEVER ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ SBF.,Yrd. Doç Dr. Reşat ACAR ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ MÜH. FAK., Yrd. Doç. Dr. İbrahim CAN ATATÜRK ÜNİVERİSTESİ MÜH. FAK., Yrd. Doç. Dr. C. Melek K. ALHAN İSTANBUL ÜNV. İNŞ. FAK. , Dr. Martin WIELAND POYRY ENERGY LTD. , Dr. Helmut KECK VATECH HYDRO , İlker AKAR NTF İNŞAAT VE TİC. LTD.ŞTİ , Adil AKYATAN DOLSAR MÜHENDİSLİK LTD. ŞTİ. , Seyfettin AYDIN TEMELSU ULUSLARARASI MÜH. HİZ. A.Ş.,Füsun DERTLİDEMİR DOĞUŞ İNŞAAT VE TİCARET A.Ş. ,Gökdal OKAY YOLSU MÜHENDİSLİK HİZMETLERİ ,Muzaffer ÖZDEMİR ERG İNŞAAT TİCARET VE SANAYİ A.Ş. ,Hamit ÖZARSLAN YÜKSEL İNŞAAT A.Ş. ,Bronimir STANCHEV STUCKY LTD. , Valeriy VARENİK TECHNOSTROYEXPORT.

Su ve Enerji Konferansı (25-26 Eylül 2008, Artvin)

Not: İsimler akademik ünvanlar dikkate alınarak soyadlar alfebetik sıralanmıştır

0 yorum.

Gezmek yürek ister

Tarih 03 Eylül 2008, 06:44. 0 fav. Yazan kizirbey.  
Etiket: arhavi, dağ, define, doğa, elektrik, enerji, fotoğraf, gezi, giresun, haber, hikaye, history, hopa, kar, karadeniz, manzara, media, medya, nehir, news, of, olay, ordu, ova, people, petrol, politi, rize, su, this, trabzon, travel, turkei, turkey, türkiye, vadi, who, yarış, yeşil, yol, çamur


M. Kemal AYÇİÇEK – Ağustos 2008

 

www.karadenizolay.com (Özel)-Muazzez’in kulakları çınlar şimdi. Çınlasın, o kulaklar, çınlamayı hak ediyor zaten! Öyle ya onu yazacağım. Güya tatile çıkmışlar, eşi, kız kardeşi ve oğluyla. Mihmandarlık yapacağım onlara. Fakat, Halil’in dışında tanıdığım yok. Halil’i de 18 yıl önce KKTC’ye gittiğimde görmüştüm zaten.

 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden (KKTC) direk uçuşla geldiler Trabzon havalimanına, daha önce konuşmuştuk ama ben sürpriz olsun diye Halil’e “sizi ben alırım” dememiştim. Trabzon Havalimanı’nda inşaat çalışması var, yıllardır da bitmedi. Her taraf toz içinde, yoğun yolcu giriş çıkışı var ve trafik allak bullak. Otopark, eh işte var sayılır ama giriş çıkış ücreti 4 lira. Bu yüzdende yolcusu gelecek olan bir çok araç dışarıda bekliyor. Otopark’ta inşaat alanında olunca pek tercih edilmiyor.

 

Önce yurtiçin yolcuların giriş salonunda bir iki uçak yolcusu boşaldı ama bizim beklediğimiz misafirler yok, yolcular bitti. Salonda bir yaşlı kadın ve ben bekliyorum sadece. Sonra bir görevliye sormayı akıl(!) ettim, KKTC’den gelecek uçak geldi mi diye. Salonda panolar yok, hangi uçak gelmiş hangisi gidecek yolcu giriş salonundan belli değil. Sadece gidiş salonunda var pano ama o salona gidip bakıp, tekrar yolcu giriş salonuna dönmek de pek akıl kari değil ki.

 

İyi ki de sormuşum meğer, KKTC’den gelen uçak yurtdışından gelen dış hatlarda yolcu boşaltıyormuş ama gecikmeli geldiğinden bende yurtiçi gelen yolcu salonundaki boşuna bekleyişimden zararlı çıkmadım. Sonra dış hatlar gelen yolcu salonunun önünde beklemeye başladık. Kimi anne ve babalar, asker çocuklarını bekliyorlarmış, onların sarılışından anlıyorsun o coşkuyu, özlemleri ve hasretleri eş ve çocuklarıyla kavuşmalarında belli ediyor askerleri. Ama bizimkiler hala yok, belli ki ağırdan almış ve en son çıkacak yolculardan olacaklar.

 

Nitekim öyle de oldu. Nihayet gözüktüler. Halil, eşi Muazzez, baldızı Sevgi ve oğlu Çağatay Doğan. Tabi KKTC’den Trabzon’a gelen insan, Trabzon’daki yoğun rutubetin hissettirdiği sıcaklıktan hemen etkileniyor. Hemen yaylalara çıkmak istiyorlar. Ama bunu isteyen öncelikle Çağatay ve teyzesi sevgi.

 

Halil, KTÜ’den 1990 mezunlarından.Karadeniz gezisine karar vermeden önce ellerine ne geçmişse okumuşlar.Anadolu kültür, Doğa ve keşif seyahatleri gibi kategorilerden hangisiyle gitsek de demişler. Sinop, Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Rize, Artvin, Erzurum, Erzincan, Sivas, Tokat, Amasya, Kastamonu, Macahel, Ayder, Uzungöl, Kafkasör, Zigana, Sümela, İnebolu, Abana , Ayancık, Çatalzeytin, Boztepe’yi kapsayan 10 günlük  “Karadeniz yaylalar” turu mu?  Yoksa,  Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Rize, Artvin, Kastamonu, Amasya, Uzungöl, Kümbet yaylası, Sümela, Ovit , Ayder, Kafkasör, Sarp sınır kapısı, Hamsiköy, Zigana, Ilgaz, İnceburun, Safranbolu’yu kapsayan 8 günlük “adım adım Karadeniz” turu mu? Bunlar arasında mekik dokumuşlar.

 

Yoksa 5 günlük Görgit yaylası, Gürcü köyleri, Barhal, Borçka, Karagöl, Maral şelalesi, Yusufeli, Dört kilise, İspir , Cehennem deresi kanyonu, Ovit dağı, Anzer yaylası, Buzul krater gölleri, Zigana’yı kapsayan “Kaçkarlar florası , macahel” turunu mu veya Uzungöl, Sultan Murat, Ayder, Kafkasör, Zigana, Safranbolu, Kastamonu, Sinop, Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Rize, Artvin, Amasya, Gümüşhane, Bayburt, Çorum, Hattuşaş Antik kenti, Alacahöyük ve Hitit Surları’nı kapsayacak 8 günlük  “Gündüz yolculuğu ile Karadeniz” 

Turu mu olsun diye tartışmışlar.Son seçenek Trabzon, Rize, Artvin, Ordu, Giresun, Samsun, Ayder, Ovit Dağı, Anzer yaylası, Sultan Murat yaylası, uzungöl, Kafkasör, Ayasofya müzesi, Zigana, Hamsiköy, Sümela manastırı, Boztepe, Giresun Kalesi, Ünye, İlkadım anıtı’nı kapsayan “uçakla orta ve Doğu Karadeniz” turumu diye yinen karar verememişler.

 

Bence de en iyisini yaparak, bavullarını alıp uçakla Trabzon’a geldikten sonra buradaki şartlara göre gezi ve tatillerini yönlendirmekle doğrusunu yaptılar. Konaklayacakları Öğretmenevi’nde sabah kahvelerini içiyorlardı. Muazzez hanım, kahvesini yanında taşıyor güya türk kahvesi ama alakası yok. Türk kahvesinin sütlendirilmiş yumuşak hali, ama içmeden güne başlayamıyor ve onu içmeden de sakin olamıyor. Hani biz “pimpirikli tip” deriz ya, öylelerinden.

 

Yola koyulduk, ilk hedefimiz Akçaabat’ın Hıdırnebi yaylası. Genelde en yakın mesafede olduğundan Hıdırnebi’yi seçiyorum çünkü şehirden kopmuş olmuyorsunuz, eğer hava açıksa zaten Hıdırnebi’den de Trabzon’u görebiliyorsunuz.  Fakat daha ben virajlara gelmeden aşağıdan tepeleri gösterdim, “şuraya çıkacağız” diye ama anında bir “çıkamayız” itirazı geldi Muazzez hanımdan.

 

Karadeniz’e gelen bir insanın tepelere “gitmem” diyebileceğini hiç düşünmemiştim ve bir anlamda veremedim. Şaka yapıyordur diye düşündüm. Yola devam ettim. Halil, uyarmıyor ama Çağatay, ne diyorsam “okey” diyor seviniyor. Biraz yükseldik, Muazzez hanım aracın camından dışarıya bakmıyor ama cam kenarında da oturmakta ısrar ediyor. Yolculuğumuz ilerledikçe meğer Muazzez hanımın yükseklik korkusunun var olduğunu anlıyorum. Ama yükseklik korkusuyla kalmıyor ki Muazzez hanım, bir de süratten de korkuyor. Aracı vitese atamıyorsunuz neredeyse, o derece itirazcı. “burada yavaş, gitme, durr, kenara yanaşma” filan derken içimden “çattık mı, bu gün nasıl biter bu şartlar da nereye nasıl ulaşırız ki, hangi yaylayı ne kadar zevkle gezeriz” dedim.

 

Haklı da çıktım nitekim, Hıdırnebi’den döndük, bari Çal mağarasını da görsünler istedim. Sonra Düzköy obasına ve Hakça yaylasına geçer döneriz diye düşündüm. Zaman zaman da fotoğraf çekmek için duruyoruz ama o da ne fotoğraf çekimlerine de itiraz etmez mi muazzez hanım. “Ohooo” dedim yine, zaten yanlarında makine yoktu. Trabzon’da yeni açılan Forum Trabzon’dan bir dijital makine aldık onlara. O da Çağatay’ın bu gezisinden elinde doneleri bulunsun diye. Halil,  muazzez hanımla ilgileniyor ve iki arada bir dere de misali, hem oğlunun mutluluğuna ve hem de eşinin stres yapmasına mani olmaya çalışıyor.

 

Muazzez hanımın bu kaygı ve korkularına inat kız kardeşi sevgi, hem süratten ve hem de yükseklerde gezinmeden ve de fotoğraf çekilmekten son derece zevk alıyor. Çalköy mağarasına çıkmak için Düzköy’den Çalköy’e yöneldiğimiz de mağarayı gösteriyorum. Oradan bile tahammül edemiyor mağaranın olduğu yere bakmaya muazzez hanım ama ben ısrar ediyorum. Tam yolun yarısında Muazzez hanım krize giriyor! Oldukça ağır seyrediyorum ve yolda bir tehlikenin olmadığından söz ediyorum ama fayda etmiyor. O sızlandıkça biz de ağır ağır yol alıyoruz. Mağaraya çıkıyoruz ama bu sefer de Muazzez hanım, mağaraya giremiyor. Korkusu depreşir.

 

O zaman diyorum asfalt yoldan çıkmadan Düzköy Obasına varıyoruz. Ama yol boyunca aynı kaygı ve tedirginlik hiç bitmiyor. Çileli bir yolculukla varıyoruz Düzköy obasına. Orada bir Kara ali’nin yerinde Ali Şahin’in elinden bir güzel et pirzola yiyoruz. Mangal, yanımıza getiriliyor ve bir ufacık bahçede öğlen yemeği ile kendimize geliyoruz. Bir çay bir daha derken hafiften sis bastırıyor. Oradan Haçkalı baba cami ve türbesini ziyaret ediyoruz. Sis tamamen bastırıyor. Orada gideceğimiz güzergahı Muazzez hanıma söylüyorum. üç yayla var önümüzde diye ama hemen itiraz geliyor. Işıklar kayabaşı, Karadağ yaylası, Maçka lişer yaylasından gidişe itiraz olunca bu kez geldiğimiz yerden de dönmekten se  o zaman  tepelerin üzerinden Zigana’ya gitmeye karar veriyorum. O yoldan ben de ilk kez gidiyorum. Yolu bilmiyorum ve aşırı sis yüzünden yol bile gözükmüyor.

 

Karambolden bir yayla seyahati bu. Bahtımıza ne çıkarsa ama yol asfalt da değil ki, yayla yolu işte. Bereket yol gözükmüyor ve çevrede uçurumlar var mı yok mu onu da bilmiyoruz. Ama en azından çevrede korkunç görüntüler olmayınca Muazzez hanımdaki yükseklik korkusuna değil ama bu kez de siste kaybolduk paniğine sebep oluyoruz. Artık nasıl bir duygudur ki bir dağın başında telefon geliyor bana ve arkadaşımla konuşurken ona yol soruyorum. Buradan benim de o yolun yabancısı olduğumu anlıyor muazzez hanım ve başlıyor ağlamaya. Oysa ben arkadaşıma şaka yapıyordum, bir den muazzez hanım gibi bir yolcumun olduğunu unutmuş olmalıydım. dik bir rampada “ dur dur” deniyor ve duruyorum.

 

Halil, eşi ile birlikte iniyor araçtan ama yayla soğuğu var.Sis bir yandan soğuk bir yandan bir süre duruyorlar ama Muazzez hanım ağlıyor meğer. “kaybolduk, ne yapacağız şimdi” sesleri bize kadar geliyor. Sonra sesler duyuyoruz, orada yaylacılara rastlıyor ve soruyoruz. Tarifi alıp, tekrar yola koyuluyoruz. Neredeyiz ne kadar gitmişiz bilmiyorum, bende artık ne kilometreye ne de saate bakmaya minnet de etmiyorum. Ha babam iz sürüyor ve araçların en fazla gittiği izlerden adım adım ilerlemeye çabalıyorum.

 

Yolun Zigana’ya ulaştığını biliyorum ama ne kadar sürer bunu bilmiyorum. Meğer, o meşhur Sisdağı’ndan geçiyoruz. Ne güzel yaylalardan geçiyoruz da haberimiz yok. Sis öylesine bastırmış ki, göz gözü görmüyor. Fotoğraflardaki o sisdağı yol çatmalarını çıkarıyorum. Kaybolmadık desem de artık inandıramıyorum. Bu kez de “ya ayılar saldırırsa, ya karanlık olursa, ya arabaya bir şey olursa” korkusundan başka bir şey duymuyorum. 

 

Bir tepeye geliyoruz, ve enerji hatlarını görüyoruz , yer yer elektrik direklerine rastlayınca bir yerleşim yerine geldiğimiz anlıyoruz. Ve sis etkisini kaybetmeye başlıyor ve artık önümüzü kısmen görmeye başlıyoruz ve zaten biraz daha ilerleyince de tamamen sisten kurtuluyoruz. Çobanları koyun otlatırken görüyoruz biraz soluklanalım diyoruz ama tabi dağların tepelerinde olunca Muazzez hanım yeniden çok yüksekte oluşumuza hayıflanıyor ve başlıyor sızlanmaya yine. Artık fotoğraf çekmek bile bin bir sitemle karşılanıyor ve de duramıyoruz. Buna çok üzülüyorum aslında her zaman gidilebilen yerler değil gittiğimiz tepeler ama dilediğin fotoğrafı çekemiyorsun. Çağatay, biraz itiraz edip de annesine rica ve minnetlerde bulundukça ancak bir iki kare fotoğraf almamız mümkün olabiliyor.

 

Hız yapmadan ağır ağır iniyoruz. Buranın Zigana dağının zirvesi olduğunu tüneli görünce anlıyoruz. Görüntü netleşiyor ve artık sis kayboluyor. Tünelin tam üstünde dağın tepesinde bir göl var ama orada zaman kaybetmiyoruz. Zaten izin de çıkmıyor durmak için, “hemen ve bir an önce yerleşim birimine inelim” diye baskı altındayız. Köleler geliyor aklıma bir de emir kulları o an, ne zor hayat sürdüklerini bir kez daha anlıyorum. Artık, iniyoruz  Zigana’nın kayak tesislerine , ama yok hala dağı tepesindeymişiz ve hala yüksekteymişiz diye durmuyoruz ve oradan da iniyoruz. Durmuyoruz, duramıyoruz ki!

 

Onlarla bir günlük gezimizden sonra  KKTC’li dostlarım, dolmuşlarla Uzungöl, Sumela manastırır, Ayder, sarp sınır kapısı, Rize ziraat çay bahçesi, Samsun’u gezdi. Karadeniz bölgesindeki illerde gezmeyi yeğlediler. Çok da beğenmişler. Çaylıklarda çay toplayıp, fındıklıklarda dalındaki fındıkları görmüşlerdi. Ve sonunda onları yine geldikleri gibi dış hatlar yolcu salonundan uğurladık.

 

Yazının başlığını “gezmek yürek ister” diye koyarken, tatile veya gezmeye çıktığınız da yanınıza almamanız gereken öncelikle “yüreksiz” birileridir. Cesareti ve yüreği yetebilenlerle gidilen yollar, insanları da yormaz ve gezi de zevkli olur ya bir de siz düşünün şimdi böyle bir geziye bir daha “evet” mi? Yoksa “tövbe” mi dersiniz? Kalın sağlıcakla.

 

 

0 yorum.

Kar Altında Kaplıca Keyfi

Tarih 03 Eylül 2008, 06:37. 0 fav. Yazan kizirbey.  
Etiket: arhavi, dağ, define, doğa, elektrik, enerji, fotoğraf, gezi, giresun, haber, hikaye, history, hopa, kar, karadeniz, manzara, media, medya, nehir, news, of, olay, ordu, ova, people, petrol, politi, rize, su, this, trabzon, travel, turkei, turkey, türkiye, vadi, who, yarış, yeşil, yol, çamur


Bölgemiz yaz- kış demeden de gezilmeye ve görülmeye değermiş, bunu yeniden anladım.

M. Kemal AYÇİÇEK

Karadeniz Bölgesi’nde Ayder’den sonra ikinci kaplıca İkizdere’de şenleniyor!

Rize’nin İkizdere ilçesine bağlı ilıcaköy (Vane) de 264 metreden çıkarılan ve 70 santigrat derece sıcaklığa sahip kaplıca suyu, günde 5 bin kişiye kaplıca keyfi yaşatacak. Daha şimdiden tanınmaya başlayan ve kar yağışı altında bile büyük ilgi gören Ilıca kaplıcası, üzeri açık iki havuzda görenleri mest ediyor. İsteyenlerde çamur banyosu yapabiliyor.

Rize Özel idaresi tarafından 2004 yılında 30 yıllığına özel sektöre verilen ve 250 yatak kapasiteli Sağlık ve Turizm Tesisleri inşaatı sürerken, kaplıcanın hemen yanı başındaki Tron vadisi ve cimil deresi de kaplıca severler için alternatif oluşturuyor. Vatandaşlar, sadece kaplıca değil aynı zamanda da derenin keyfini sürebiliyorlar.

Rize’de Ayder’den sonra şimdi de İkizdere’nin Ilıcaköy’deki kaplıcası , sağlık turizmi için görücüye çıkıyor. Yemyeşil çam ağaçlarıyla çevrili yöredeki kaplıca suyu 70 derece sıcak suyu ile, kaplıca severlerin akınına uğruyor.

Rize’nin İyidere köprüsünden İkizdere’ye çıkıyorsunuz. İkizdere’nin Ovit dağı çıkışından hemen sola dönünce Cimil deresi boyunu takip edip 4 kilometre ileride yemyeşil doğasıyla karşılaştığınız Ilıcaköy (Vane) kaplıcasının buharı sizi karşılıyor. Henüz üzeri açık olan iki havuzda da yemyeşil suyun sıcaklığına dalıveriyorsunuz. Devre-mülk sayılabilecek tesislerin yanında 250 yatak kapasiteli bir dev inşaatta görülüyor. Belli ki Özel sektör, işi sıkı tutarak çalışıyor.

Bir yanan kar yağarken öbür tarafta kaplıca sularına girerek ısınırken, havuz sularını da dilediğinizce sıcaklık ayarını kendi dayanabilirliğinize göre de uygulayabiliyorsunuz. Hemen havuzların yanıbaşındaki küçük çamur banyolarında da dilerseniz güzellik maskesine bürünürken, vücudunuzun dinlendiğini oracıkta hissedebiliyorsunuz. Üzeri kapalı olmadığından bunalmıyorsunuz ama yinede suda on dakikadan fazlaca kalamıyorsunuz.

Yol çalışmalarının da hızla sürdüğü, istinat duvarlarının yapıldığı Ilıcaköy yolu şimdilik bir köy yolu niteliğinde ancak kısa zamanda asfalt çalışmalarına başlanabileceği, yol alt yapı inşaatının tamamlanmak üzere olduğunu öğreniyoruz. Şimdilik kaplıcanın müdavimleri, inşaatlarda çalışan işçiler gözükse de sadece kulaktan kulağa duyumlarla Kaplıcaya gelenlerin sayısı da azımsanmayacak kadar fazla. Öyle ki yöre sakinlerin bir kısmı gündelik ziyaretlerle sıcak banyo ihtiyacını da burada giderirken, kimileri de piknik yapma bahanesiyle kaplıcaya gelerek burada gününü gün etmenin keyfini sürüyor.

İkizdere’de sadece Ilıcaköy de değil aynı zamanda Cimil Başköy’de de 40 metre derinlikten çıkan ve sıcaklığı 60 derece olan bir başka termal daha bulunuyor. Ayrıca Ballıköy’de ise sıcak su arayışlarının sürdüğü belirtilirken, hem sıcak ve hem de maden suları yönünden oldukça zengin sayılan İkizdere’de ne yazık ki şimdiye kadar bu maden suyu ve termal sulardan ilçe halkının dışında pek kimsenin haberi de yok. Oysa Şimşirli,Demirkapı, Tozköy,Diktaş, Eskice, Cimil ve ılıcaköy madensuları bu yüzden de belki de asırlardır boşa akıp gidiyor ve değerlendirilemiyor.

Rize Özel idaresi tarafından 2004 yılında 30 yıllığına özel sektöre verilen ve şimdilik 250 yatak kapasiteli tesis inşaatı bir yandan sürerken bir yandan da üzeri açık iki havuzda kapılaca sefası sürenlerin sayısı her geçen gün artıyor. Köylülerin, Ayder’e rakip olur diye bir kısım çevrelerin karşı çıktığı ve bugüne kadar değerlendirilmesinin önlendiği Ilıcaköy kaplıcası, neredeyse tüm ağrılı hastalıklar için şifa kaynağı olarak ta gösteriliyor.

Yapılan tahlil sonuçlarına göre; bu sularda radyasyon yoktur. Romatizma, nevrit, nevralji, kolinvrit, kırık-çıkık, kadın hastalıkları, kan şekeri ve bel fıtığı gibi çok hastalıklara iyi geldiği ifade edilen kaplıcanın günde 5 bin kişiye hizmet verebilecek kapasiteye sahip olduğu ayrıca su rezervinin de saniyede 8- 10 litrelik debisi bulduğu belirtiliyor. Ilıca köyündeki suyun 264 metre derinlikten 70 derece sıcaklıktan kokusuz, ekşimsi, bor, kalsiyum, sodyumlu ve bikarbonatlı olduğu ifade edilirken, bu termal suların İkizdere’nin kaderini değiştirecek çok önemli zenginlik olduğu kaydediliyor.

Kaplıcada yapımı süren tesislerin devreye girmesiyle Rize’nin Ayder Kaplıcalarından sonra ikinci büyük Kaplıca merkezi haline gelecek İkizdere, belki de Ayder’i de gölgede bırakacak nitelik taşıyarak, Bölgenin en önemli Sağlık Turizm merkezi haline gelecek.

Karadeniz'den Dünya'ya Farklı Bir Bakış!

0 yorum.

Güneydere’deki aşıklar şöleni

Tarih 03 Eylül 2008, 06:32. 0 fav. Yazan kizirbey.  
Etiket: arhavi, dağ, define, doğa, elektrik, enerji, fotoğraf, gezi, giresun, haber, hikaye, history, hopa, kar, karadeniz, manzara, media, medya, nehir, news, of, olay, ordu, ova, people, petrol, politi, rize, su, this, trabzon, travel, turkei, turkey, türkiye, vadi, who, yarış, yeşil, yol, çamur


M. Kemal AYÇİÇEK – 10 Temmuz 2008

 Bayburt’un Güneydere köyü, bu yıl ilki gerçekleştirilen “aşıklar şöleni”ne ev sahipliği yaptı.Bayburt’un 99 köyünden biri Güneydere veya eski adıyla Söfker köyü. Biz davet almadık gerçi ama alanlarında pek bir ürününü görmedik medyamızda. Tv’den izledim şenliği ve tebrik ve takdir etmek için de bu yazımı yazayım istedim.

 Severim Aşıkları..Yeni nesil bilmez, medya yani televizyonlar yokken, gazeteler bir ile ancak 3 gün sonra ulaştırılabilirkenki yıllar, 1970’li yıllardı. O günlerde her hangi bir olayı ya sazı elindeki Aşıklar’dan veya Almanya’dan getirilmiş bir teypte okunan  ve samankağıtlarına yazılı “destan”cılardan dinler, okuryazarsanız da o samankağıtı para verip alır öyle okur ve sizde haber sahibi olurdunuz. Ben çok almışımdır öyle destanları, eve gidip annemlere yengemlere, ninemlere okumuş ve onları çok ağlatmıştım. Kim kime nasıl kıymış, kim kimi neden vurmuş veya kesmiş veya hangi at kimi tepmişi destanlardan okurduk.Onca yıllar sonra günümüzde Samanyolu veya TV 5 gibi kanallar da Aşıkların yeniden hatırlanıp, proğramlarda yer alıyor olmalarına seviniyordum.  Ama şölen ve etkinliklerde adını sadece Dedekorkut Kültür ve Turizm Festivali ile duyduğumuz Bayburt’ta zengin bir metaahhitin kendi köyünde ilkinin organizasyonunda önemli katkısı olan Aşıklar Şöleni ile Bayburt, belki de yeni ve cazibesi her geçen yıl daha da artacak bir şenliğe daha kavuşmuş oluyor.

 İlki, 28 Haziran 2008 de yapılan Aşıklar şöleni, izlenmeye değerdi. Bayburt’un manevi değerleri üzerinden Aşık ve Şairler, hünerlerini gösterdi. Şenlik organizasyonu işadamı Temel Akdağoglu, amaçlarını anlatırken,  Güneydere Köyü Yardımlaşma ve dayanışma Derneği Başkanı Nihat Kaçmazoğlu, benim yukarda ifade ettiğim gibi Aşıkların bu toplumdaki, halk sesleri olduğunu bunun da günümüzde yaşatılmasının anlamına vurgu yaptı.Aşıklar, bir ilhamla her hangi bir ayakla başlıyorlar ve halkın anlayacağı nüktelerle herhangi bir olayı hikaye ediyorlar. İlk bakışta “adam sazı almış, ezberlemiş iki şey onları söyleyip duruyor” gibi algılanabilir ama değil, o ayrı bir meziyet isteyen kıvrak zekanın anında üretimiyle oluşan bir kültürümüz. Aşıkları “düğün çalgıcıları” gibi görmeyin sakın, onların mana dünyası ne benzer “düğün çalgıcıları”nın milleti oynatmasına, onlar daha çok insanların kalbine, beynine nüfuz ediyor. Onlar, size ufuk açıyor, sizi aynı anda bir dereden başka bir düşünce akışına atıveriyor. Onlar, görünenden, bilinenden de ileride derin ilme sahipler.Bayburt’un Güneydere köyündeki bu Aşıklar şöleni için hazırlanan alanda ak sakallı dedeler dikkatimi çekti. Özlemiştim aslında o uzun ve ak sakallı insanları. Onlara gölgede sandalyeler verilmişti ama hepsine değil tabi. Keşke o ak sakallı insanları alıp, o şölen alanının en rahat yerinde ve de onları, rahat edebileceği minderler veya koltuklarda oturtulsalardı. Umarım ileriki yıllarda bunu yapar ve özellikle yaşlı ve şölenlere hasret o insanların gönüllerini de tatmin eden bir yaklaşım dikkate alınır.Saz, bir çalgı aleti ama geçmişte din adamları düğünlerde bile neredeyse bu çalgılarla haşır neşir olunmasına itiraz ederler, eğlence anlamında olabilecek her türlü şenliğe sanki karşı çıkarlardı.İslam dininin bunu öngörüyor olmasını düşünemiyorum ve bu konuda da fikir beyan etmek istemem. İşin o boyutu  beni aşar belki ama İslam dininin de bir eğlenceye zeval vermesi gerekir.Gelelim şenlik kısmına. Aşıklardan önce genç bir hafızı çağırdılar kürsüye. O hafız aşır (Kur’andan sureler)okudu. Sonra Kars bölgesinden aşık Bayram Denizoğlu, Gümüşhane’den Aşık Kul Nuri, Erzurum’dan Aşık Selahattin Kazanoğlu,Van’dan Aşık İhsan Yavuzer, Erzurum’dan Aşık Mehmet Gülhan, Bayburt’tan Aşık Doğan Gülani, Sivas’tan Aşık Mevlüt ihsani, Bursa’dan Aşık Cemal Divani, Aşık Ebubekir Zamani , Bayburt’lu Aşık Süphani, erzincan’dan aşık Zakir Tekgül, Erzurum’dan Aşık Ruhani, Kocaeli’nden Aşık Erol Ergani, erzurum’dan Aşık İsrafil Taştan ve Aşık Sıtkı Eminoğlu, 40 ermişinin bulunduğu Bayburt’taki 7 ermiş insanı anlattılar.Şölen alanının çevresinde jandarmalar nöbet tutarken, çarlı bayanların çoğunluğunu teşkil ettiği Güneydere köyündeki aşıklar şöleninde gözlerdeki umut, çocukların ve gençlerin de aşıkları can kulağı ile dinlemeleri şüphesiz aşıkları da mutlu etti.Güneydere köyü dernek başkanı Nihat Kaçmazoğlu, bu şölenin Bayburt Dedekorkut Kültür ve Sanat festivali kapsamında değerlendirilmesini önerdiklerini ama bunun dikkate alınmamış olmasıyla bunu kendi köylerinde gerçekleştirdiklerini söylerken, sanki bu şölene itirazların var olduğunu da gündeme getirmiş oldu. Fakat, dernek başkanı bu haklı taleplerine itibar etmeyenlerin şimdi böylesine kuşaklararası bağın kopmamasına katkı sağlayacak şölenin sürekli düzenleyicileri olacaklarını kaydetti.Temennilerim: Bayburt’u yönetmeye talipli her kim varsa, en ufak köy kalkındırma derneğinin başkanından köy muhtarına, köy mıhtarından belediye meclisi üyeslerine, il genel meclisi üyelerine, mahalle muhtarları, belde ve ilçe belediyelerindeki tüm encümenlere ve ilin belediye başkanından Valisine, emniyet müdüründen jandarma komutanına kadar herkesin, nerede görev yaptığını iyi bellemesi ve ona göre halkın kendi kültürünü yozlaştırmadan bir şenlik ve şölen hazırlanması veya programlanmasına dikkat etmesi gerekir. “Resmi sahiplilik” adına yapılan tüm etkinlikler, eğer “halk” için olacaksa, o etkinliklerde halka tepeden bakan her türlü “gösteriş budalası” tiplerle organizasyonlara kalkılmasın ve halka rağmen festival veya şölen düşünülmesin. Dedekorkut Kültür ve sanat festivali’nin özlenen ve beklenen ilgiyi ve alakayı görmemiş olması, festivalin adından değil ama sözünü ettiğim tiplerin iticiliğindendir.Bayburt insanı, manevi değerlere maddi değerlerden çok daha fazla özel önem ve değer vermektedir. Halkı hakir görecek hiçbir etkinlikten Bayburt’a hayır gelmez. Bunun bilinmesi gerekir bir de bilinmelidir ki Bayburtlunun gururu KOP dağından da yücedir. Töresine, örf ve ananesine saygısızlıkları asla affetmez.O insanlara “insan” olunduğunda doyum olmaz.


0 yorum.

Gümüşhane’de seferberlik!

Tarih 03 Eylül 2008, 06:30. 0 fav. Yazan kizirbey.  
Etiket: arhavi, dağ, define, doğa, elektrik, enerji, fotoğraf, gezi, giresun, haber, hikaye, history, hopa, kar, karadeniz, manzara, media, medya, nehir, news, of, olay, ordu, ova, people, petrol, politi, rize, su, this, trabzon, travel, turkei, turkey, türkiye, vadi, who, yarış, yeşil, yol, çamur


Bölgemiz yaz- kış demeden de gezilmeye ve görülmeye değermiş, bunu yeniden anladım

Gümüşhane!nin öncelikle Gümüşhaneliler tarafından tanınmadığı belirtilerek valilikçe…

M. Kemal AYÇİÇEK – 6 Şubat 2008

www.karadenizolay.com (Özel)-Gümüşhane’nin öncelikle Gümüşhaneliler tarafından tanınmadığı belirtilerek valilikçe, “Gümüşhane’yi tanıma ve tanıtma” projesi ile Kültür ve Turizm alanında adeta bir seferberlik ilan edildi. Projenin temel amacı, öncelikle Gümüşhane’yi Gümüşhanelilere tanıtmak olarak açıklanıyor.

Gümüşhane Valiliği Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nün üstlenici olduğu ve uygulamaya konulan projenin gerekçe bölümünde;

“Gümüşhane, ekonomik bakımdan olduğu kadar sosyal yönden de içe kapanık bir yapıya sahiptir. İnsanlar genel olarak evleri ile iş yerleri arasında geçen bir hayat sürerler. Değişiklik istedikleri zaman genellikle Trabzon gibi yakın illere veya turizmin yoğun olduğu tanınmış bölgelere giderler. Bunun en temel sebeplerinden birisi Gümüşhane’yi yeteri kadar tanımamalarıdır. Oysa Gümüşhane’nin turizm çekicilikleri vardır ve bu çekicilikler komşu iller de bile tanınmakta ve belli oranda ziyaret edilmektedir. Bunun en bariz kanıtı Gümüşhane’de yaşayıp da halen “Karaca Mağarası’nı” görmeyen insanımız vardır” şeklindeki ifadelere yer veriliyor.

Gümüşhane ilinin yeterince tanınmaması yüzünden, tarihi, tabii ve doğal güzelliklerinin de Gümüşhanelilerce yeterince anlatılamadığı gerçeğini resmi bir proje ile gündeme getiren Valilik, sadece kamusal katkılarla da istenilen tanıtım başarısının elde edilemeyeceğini vurgulayarak, kısa ve uzun vadeli hedefleri belirtiyor. Valilik, gerekçenin son kısmında da ;

“Öte yandan gelişmekte olan Yayla Turizm’inde ilimiz önemli bir potansiyele sahip olmasına rağmen yerel halk tarafından bu potansiyel yeterince kullanılmamaktadır. Gümüşhaneliler, Gümüşhane’yi yeteri kadar tanıyamayınca dışarıdan gelenlere de tanıtamamaktadırlar. Yurt içinde özellikle büyük şehirlerde ve yurt dışında yaşayan çok sayıda gurbetçimiz bulunmaktadır. Bu gurbetçilerimiz ilimize geldiklerinde gezecek yerleri bilememektedirler. Temel sorun Gümüşhane’nin Gümüşhanelilerce yeteri kadar tanınmamasıdır.

Turizm hedeflerinin, yalnızca kamu çalışmalarıyla yakalanmasının mümkün olmayacağı göz önüne alındığında turizm=tanıtım ilkesinden hareketle halk katılımlı bir tanıtım hamlesi başlatmak, toplumda bir sinerji oluşturmak ve bunun sürdürülebilir bir yapıya dönüştürmek ilimizin turizm alanında arzuladığı gelişiminin yolunu açacaktır.

Bu projeyle turizm hedeflerinin yakalanması için İl Merkezinde bulunan tüm işletmelere, İl içindeki, İl dışındaki ve yurt dışındaki Gümüşhane Kültür ve Tanıtım Derneklerine “Gönüllü Turizm Tanıtım Elçisi” olarak yaklaşımda bulunulacaktır.Tanımadan, tanıtmanın mümkün olamayacağı göz önüne alınarak bu kitleye ön görülen tanıtım çalışmalarını yürütmesi için “ İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünce” destek sağlanacaktır. Oluşturulan bu organizasyonun işler hale getirilmesinin akabinde sürdürülebilirliği sağlanarak uzun vadede İlimizin turizm çalışmalarını desteklemesi sağlanacaktır.

Ekonomik faaliyetlerin kısıtlı olduğu ilimizin kalkınması için en temel endüstri olan turizmi, içeride başlatmak için ilimizin il içerisinde tanıtımını esas alan bir proje uygulama ihtiyacı bulunmaktadır.”deniyor.

. Proje Faaliyetleri kapsamında yapılacak çalışma olarak da;

“ 1. İlimiz Merkezindeki tüm işletmelerin (Konaklama, alışveriş, ulaşım vb.) ve İlimizdeki, İl dışındaki ve yurt dışındaki Gümüşhane Kültür ve Tanıtım Derneklerinin kayıt altına alınması. Yapılan ön tespitte İl Merkezindeki işletmelerin sayısı yaklaşık 550, il içindeki, il dışındaki ve yurt dışındaki Gümüşhane Kültür ve Tanıtım Derneklerinin sayısı 100 olmak üzere toplam, 650 civarında olduğu tespit edilmiştir.

2. Turiste karşı olan davranış kuralları ile beşeri ilişkiler konularında ve turizm’le ilgili özlü sözlerin yer aldığı broşürler hazırlamak “Gönüllü Turizm Tanıtım Elçilerine” ulaştırmak.

3. Kayıt altına alınan kişi, kurum, kuruluşlara, “Gümüşhane’yi Tanıma ve Tanıtma Projesi Bilgilendirme ve Gönüllü Turizm Tanıtım Elçisi” davet mektubu gönderilmesi.

Bilgilendirme çalışmalarına ilaveten, kayıtlı olan “Gönüllü Turizm Tanıtım Elçilerine” görsel doküman ile desteklemek önem taşımaktadır. Bu kapsamda ;

• Gümüşhane’nin turizm etkinlikleri (Festivaller- Yayla Şenlikleri) takviminin hazırlanarak (Bu çalışma özellikle İlimizde yapılan festival ve yayla şenliklerinde ziyaretçi sayısının artırılması için önemlidir.) e-mail vb yollarla “Gönüllü Turizm Tanıtım Elçilerine” ulaştırılması, ilgililerin bilgilendirilmesi.

• Gümüşhane’nin mevcut tanıtım materyallerinden ; Turist Gezi Haritası, Karaca Mağarası Broşürü, Yeşile Yolculuk Broşürü, Tarihe Yolculuk Broşürü, Genel Broşür, Tanıtım CD’si ile tanıtım çantalarının geliştirilerek yeniden hazırlanması.

• İlimizin Doğal Turizm’ine hizmet veren mağaralarının “ Gümüşhane Mağaraları Haritası” adı altında harita yapımı.

• Hazırlanan tüm materyallerin kayıtlı olan “Gönüllü Turizm Tanıtım Elçilerine” iletilmesi ve yapabilecekleri tanıtım çalışmaları hakkında düzenli olarak e-mail vb yollarla bilgilendirilmeleri.

• Turizm sektöründe meydana gelebilecek tüketici tercihleri ile ulusal ve uluslar arası turizm hareketleri konusunda e-mail vb.yollarla “Gönüllü Turizm Tanıtım Elçilerinin” bilgilendirilmesi.

• Düzenli aralıklarla Proje sahibi kuruluş ile gönüllü turizm elçileri arasındaki bilgilerin ve paylaşımların güncellenmesi, tanıtımların yinelenmesi.


4- Gümüşhane Kuşburnu-Pestil Kültür ve Turizm Festivalinde Gümüşhane’nin çekiciliklerini tanıtma yarışması düzenlemek, Gümüşhane’nin turizm güzelliklerine dikkat çekmek, basında ve vatandaş nezrinde konuya daha yakın ilgi çekmek amacı ile (Gümüşhane Tanıtım Fotoğrafları veya Gümüşhane Yağlı Boya Tanıtım Resimleri olabilir) yarışma düzenlenecektir. Yarışma İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından organize edilecektir. Yarışmaya katılmak isteyenler Müdürlüğümüze müracaat edecek ve Müdürlüğümüzce belirlenecek Yarışma Şartnamesi dahilinde yarışacaktır. Yarışmaya katılanlara temin edilen çeşitli hediyeler verilecektir. Bu Faaliyet hem festivalimiz için bir yenilik olacak hem de festivalin yerel katılımcılarca renklendirilmesini sağlayacaktır. Aynı zamanda dereceye girecek olan “Gümüşhane Fotoğrafları veya Gümüşhane Yağlı Boya Tablo Resimleri “Müdürlüğümüzün arşivlerine kazandırılmış olacak İl içinde ve İl dışındaki tanıtım organizasyonlarında ve resim sergilerinde sergilenecektir.”

Gümüşhane’de yok yok aslında!

Gümüşhane her mevsimde Turizm potansiyeli olan bölge illerimizin başında yer almasına karşın, yeterince değerlendirilemiyor.

Gümüşhane eski valisi Veysel Dalmaz’ın hediyesi olarak lanse edilen mesela Kar düzeltme aracı ile, Zigana dağı kayak tesislerinde kış mevsiminin en güzel aktiviteleri yapılabiliyor. 800 metrelik uzun kayak pistine karşılık hem yeni öğrenenler için ve hem de amatör kayakçılar için 100 metrelik kayak pistleri, bu sporu yapanlar için bulunmaz nimet ama tanıtım yetersizliği yüzünden tesisler de boş kalıyor. Sadece hafta sonları pistler, şenleniyor.

Gümüşhane eski Valisi Veysel Dalmaz, Gümüşhane’nin kayak ve Turizm Merkezi Zigana’ya hareket kazandırmak için yurt dışından getirttiği Kayak pisti düzeltme aracı (Kar traktörü) ile kayak tesislerine adeta hayat verdi. Kar üzerinde 3 metre genişlikte yol açabiliyor ve pisti düzenliyor. Bu da hem kayakçıların daha düzgün kayması ve de kar üzerinde rahatça gezinebilmeyi temin ediyor.

Diyelim ki İstanbuldasınız vehafta sonu da Zigana’da kayak yapmak istediniz. İstanbul’dan Zigana’ya varış için 125 dakika yolculuk yapacaksınız. Bu süre, zaten İstanbul’dan Bursa’da Uludağ’a gitme süresi gibi bir şey değil mi?

İstanbul’dan Trabzon’a 1 saat 15 dakika uçuyorsunuz, Trabzon havalimanından da 50 dakikada Zigana kayak tesislerinde oluyorsunuz. Üstelik, kayak için hem kayak teçhizatı ve elbiselerine varıncaya kadar her şeyi buradan çok makul ücretlerle de kiralayabiliyorsunuz.

Hem de Trabzon’da trafik sıkıntınız, İstanbul’daki gibi de yok. Avantajınız, İstanbul’dan çıktığınız gün kayak yapabilmeniz. Uludağ’da yoğunluk olabilir belki de kayak malzemeleri için kuyrukta bekleyeceksiniz ama bu Zigana’da sorun bile değil, her şey gönlünüzce ve programladığınız gibi rahat olabiliyor. Üstelik konaklama ve barınma konusunda belki de Türkiye’nin en uygun koşulları da Zigana dağı kayak ve turizm merkezinde mevcut.

Öğütler;

GÜMÜŞHANE’DE ; YAPMADAN DÖNME

1- Karaca Mağarasının 15 milyon yıllık oluşumu ile gizemli bir dünyada yolculuk ederek, doğal klima havasında ciğerlerinizi rahatlatmadan,
2- Zigana dağı kayak evinde konaklayarak kar ve çim kayağı, foto-video safari, ornitoloji, trekking, yamaç paraşütü, atlı doğa yürüyüşü gibi etkinlikleri yapmadan,
3- Haziran, Temmuz, Ağustos aylarında yayla şenliklerinin ve kuşburnu Kültür ve turizm festivalinin heyecanını yaşamadan,
4-Taş köprü,Zigana,Kazıkbeli, ve diğer yaylalarda kekik kokulu doğal güzelliklerin silüetini hissetmeden, Santa Harabelerinde tarihe yolculuk yapmadan,
5-Sarıçiçek Köy odalarındaki sanat ve kültürün harman olduğu gizemli ortamı yaşamadan,
6-Artabel Gölleri Doğal Park Alanlarında bulunan 32 adet krater göllerde, buzul karların mavi ile buluştuğu otantik ortamlarda kamp yapmadan,
7- Şiran ilçemizde bulunan Tomara Şelalesinde su renginin süt beyazına nasıl dönüştüğünü, su sesinden otantik şarkı dinlemenin zevkini tatmadan,
8- Kelkit satala( Sadak) antik kentini gezerek antik havuzda yüzüp güzellik tanrıçası Afrodit’ in havuz öykülerini , Londra British Museum’ daki Bronz Büstün öyküsünü dinlemeden,
9- Zigana Limni Gölünde piknik ortamını yaşayarak doğal ve kültürel güzelliklerin örtüştüğü Tarihi Zigana İpek Yolunda yolculuk yapmadan,
10- İmera manastırında göz yaşı odalarının mitolojik öyküsünü dinleyerek tarihte dinsel yaşantılarda yolculuğun tadına varmadan,
11-Merkeze iki km. mesafede bulunan Antik Kent Süleymaniye Mahallesinde üç dine mensup insanların yaşantısını ve acı tatlı günlerini yüzyıllarca birlikte nasıl geçirdiğinin güzel örneklerini ve öykülerini dinlemeden,
12- Kürtün İlçesi örümcek ormanlarında doğal güzelliklerin mavi ile örtüştüğü gizemli dünyada yolculuk yapmadan…..

GÜMÜŞHANE’DE ; GÖRMEDEN DÖNME
1- Şehir merkezinde Orman İşletme Mezra Park yerinde şehre nazır piknik yaparak , harşit vadisinin iki yakasına inci misali dizilmiş şehir merkezini,
2-Şiran Tomara şelalesinde suyun süt beyazına dönüştüğünü, Merkez Halgent şelalesinde suyun gizemli akışını,
3- İnancın kayaya kazıldığı kaya kiliseyi (Çakırkaya Köyü), Kelkit Satala (Sadak Köyü) Antik Kentini, Süleymaniye (Merk.) Antik Kentini, İmera Manastırı ve Antik kenti ile Büyükçit Köyü Meryemana Kilisesini,
4-Kamberli,Tohumoğlu, Torul ; Taşköprü, Büyükçit Köyü Meryemana ve Halilli Mah.köprüsü gibi tarihi köprülerin üzerinden tarihin akışını,
5-Tekke Çağırgan baba, Pirahmet, Firdevs Hanım, Gelin Ebe türbelerinde manevi mutluluğu,
6-Süleymaniye, Güzel Oluk Büyük Çit, Sadak gibi camilerde Selçuklu ve Osmanlı mimarisinin güzel örneklerini,
7-Daltaban, Mir Ahmet, Osman Ağa, gibi tarihi çeşmelerde Osmanlı Türk dünyasının su kültürünü,
8-Kov , Canca, Torul, Akçakale, Keçi kale gibi kale örneklerini,
9-Çakır Gölü, Torul Zigana Limni Gölünü, Musalla da Artebel Göllerini ve Doğal Park alanını, Abdal Musa Kara Gölleri,
10-Torul Zigana Eski Çin- İran – Trabzon Tarihi İpek yolunun tarihi olgusunun doğal güzelliklerle kucaklaşmasını,
11-Tersondağı, Karanlık dere, örümcek, Zigana ormanlarını ve fauna varlığını,
12-Floradaki çok zengin çeşitliliği ve tespiti yapılamamış bitki çeşitlerini bu çeşitler arasındaki renk cümbüşünü,
13-Merkez Karamustafa Köyü Hatun oluk Mevkiini, Torul Güvenli Köyü Tomara Mevkiini , Örümcek Ormanları içerisindeki anıt ağaçları.
14-Sarıçiçek Köy evlerindeki ve eski Gümüşhane Evlerinde tarih ile kültürün kaynaşarak sunduğu güzel örnekleri,
15-İlin sevecen ve misafirperver insan dokusu içerisinde sunduğu yayla şenliklerini, Festivalleri,
16-Yer altı sarayı Karaca Mağarasını ve Astımlı hastaları tedavi eden havasını,
17-Dinler mozağiinin,(müslümün,hiristiyan,Musevi) koyun,koyuna yaşadığı Eski Gümüşhane)Süleymaniye mahallesindeki tarihin şahitliğini yapan, Camileri,Kiliseleri,hanları,hamamları,mağazaları görmeden,dinlemeden,
18-Torul İlçesi Çit deresi güzergahındaki, Büyükçit, Gümüştuğ, Haviyana, Avliyana, Zermut Köylerindeki Tarihi Çeşmeleri, Kiliseleri, Camileri, Köprüleri, Su değirmenlerini, Kaleleri görmeden.

GÜMÜŞHANE’DE YEMEDEN DÖNME ;

1-Gümüşhane-Trabzon, Gümüşhane-Bayburt, Gümüşhane Erzincan, Gümüşhane Giresun Ana Tur güzergahı üzerindeki yeme içme tesislerinde alabalık, yöresel yemek çeşitleri, mangal ızgaraları, diğer yemek çeşitleri ile damak zevkinizi yaşamadan,
2-Zigana dağı kayak evinde yöresel yemeklerin ve kekik kokulu mangal ızgaraların tadına varmadan,
3-Taş köprü Yaylası, Zigana Yaylası ve diğer yaylalarda kekik kokulu mangal ızgara türlerini, yöresel yemek çeşitlerini ve alabalığı yemeden,
4-Zigana Limni Gölünde piknik ortamını yaşayarak doğal ve kültürel güzelliklerin örtüştüğü Tarihi Zigana İpek Yolunda seyir zevkine varırken mangal ızgaranı yemeden,
5-Yörenin damak tadı Siron’unu, gendime çorbasını, sacda lemis’ini ve kaymak kuymağını yemeden,
6-Güzellik iksiri ve kuvvet kaynağı kuşburnu çayını ve marmelatını tatmadan,
7-Yörede doğal viyagra olarak adlandırılan pestil –kömeden tatmadan,
8-Sofraların güç kaynağı cevizi ve doğal kan deposu dut pekmezini tatmadan,
9-Şiran Süt fabrikasında üretilen Gümüşhane kaşarını yemeden,
10- Mescitli Köyü Aile piknik İşletme tesislerinin doğal ve sıcak aile ortamında Alabalık, Izgara ve Kaymak Kuymağını yemeden.

GÜMÜŞHANE’DE ; ALMADAN DÖNME
1- Alışveriş için şehir merkezinde hediyelik gıda ürünlerinden, yörede doğal viyagra olarak adlandırılan pestil- kömeden almadan,
2-Sofraların güç kaynağı cevizi ve doğal kan deposu dut pekmezini almadan,
3-Güzellik iksiri ve kuvvet kaynağı kuşburnu çayını ve marmelatını almadan
4-Torul ve Kürtün İlçelerimizde havuzlu bahçe ve daha bir çok desenle üretilen el emeği göz nuru hereke tipi ipek ve yün halılardan almadan,
5-Kelkit İlçemizden desenli Zilli Kilimlerden, Şiran İlçemizde ala kilimlerden almadan,
6-Kürtün ve Torul İlçelerimizde üreticiden, tüketiciye sunulan ağaç oymacılık ürünlerinden almadan,
7-Merkez Dölek Köyünde yemeklerin damak tadında pişirildiği gudulardan almadan….
8-Gümüşhane-Trabzon, Gümüşhane-Bayburt, Gümüşhane Erzincan, Gümüşhane Giresun Ana Tur güzergahı üzerindeki yeme içme tesislerinde alabalık, yöresel yemek çeşitleri, mangal ızgaraları, diğer yemek çeşitleri ile damak zevkini yaşamadan.

 

Karadeniz'den Dünya'ya Farklı Bir Bakış!

0 yorum.

Çevreci defineciler

Tarih 03 Eylül 2008, 06:23. 0 fav. Yazan kizirbey.  
Etiket: arhavi, dağ, define, doğa, elektrik, enerji, fotoğraf, gezi, giresun, haber, hikaye, history, hopa, kar, karadeniz, manzara, media, medya, nehir, news, of, olay, ordu, ova, people, petrol, politi, rize, su, this, trabzon, travel, turkei, turkey, türkiye, vadi, who, yarış, yeşil, yol, çamur


Trabzon’un Araklı ilçesindeki Kalecik Kalesi’nin orman olmasının hikayesi

M. Kemal AYÇİÇEK – Ağustos 2008

www.karadenizolay.com (Özel haber)- Define aramak bir çok kimsenin hayalidir. Kimileri bunu gerçekleştirmiştir de ama kimileri bunu yaparken hani bir deyim vardır “araziye uymak” diye, belki de bunu yaparak, sanki define aramamaktadır havasını verebilmiş ve öylece de aslında defineci olduğunu gizleyebilmiştir.

 Buna bir örnek vereceğim ama bu örnekteki kişiler, rahmetli olmuşlar ama arkalarında da güzel ve hoş bir yeşillik bırakmışlar. Bundan 30- 40 yıl kadar önceleriymiş. Trabzon’un Araklı ilçesinin şirin mahallelerinden Kalesi ve hatta bu define arayışları ile de ünlü Kalecik’te muhtarlık yapan İbrahim Hakkı Aktaş ve samimi arkadaşı Avni Sezgin, kalecik kalesinde define arıyorlar. Gecenin bir vakti, bu define kazılarından rahatsızlık duyan ya da muhtara muziplik yapmak isteyenler, jandarmaya haber veriyor. “kalecik kalesinde define arıyorlar” diye. Define arayışı da suç, eğer izinsiz arayışsa tabi.

 Eski muhtar İbrahim Hakkı Aktaş ve arkadaşı Avni Sezgin de izinli kazmıyorlar ya kaleyi, onun için de gece karanlığını seçiyorlar. Bu durum onlarda bir hastalık halini alıyor, bir, iki derken kazdıkları yerden elleri boş dönüyorlar. Bıkmadan usanmadan bu gece mesaileri sürüyor ama her fırsatta da o muziplik yapanlar boş durmuyor jandarmaya haber veriyor. Mahalle muhtarı ikide bir soluğu karakolda alıyor. “tövbe” diyor, dönüyor köyüne, Kalecik’e.

 Ama muhtar bu buluyor çözümü, bir gece defineci arkadaşı Avni sezgin’i ikna etmeye çalışıyor, ama Avni Sezgin’de nuh diyor peygamber demiyor. İnatla ve israrla “senlen artık kazı yapmam, rezil olduk jandarmaya, bırak uğraşmam ben bir daha bu işlerle, hem korkarak kazıyoruz hem bir şey bulduğumuz yok” diyor ve muhtara direniyor.Muhtar Sezgin’i ikna etmek için bulduğu formülü söylüyor ve bir gece yine kazmaya başlıyorlar.

 Jandarma yine baskınını yapıyor ama yapılan şikayet de “define kazıyorlar” diye şikayet edilmişti. Fakat, muhtar İbrahim Hakkı Aktaş, jandarmalara yanına aldıkları çam fidanlarını göstererek, “ ne definesi, bakın biz buraya çam fidanı dikiyoruz. Gündüzleri hava güneşli, onun için gece dikiyoruz” diyor ve artık her gece çam fidanı dikmeye devam ediyorlar. Aradan yıllar geçiyor vebugün o geceleri define kazılan tüm yerler, dikilen çam fidanları sayesinde de Kalecik kalesi’nin ormana dönüşmesini sağlamış oldu.

 Bu hikayeyi bize Kalecik’te şimdilerde o ormana dönüşmüş kalecik kalesinin güzel görünümü altında keyif süren kalecik sakinleri anlattı. Anlatırken de “valla ne zengin oldular ne de gün gördüler, onların ki bir maceraydı ama demek ki güzel bir iş yapmışlar. Diğer defineciler gibi tahrip etmemiş ve çam dikerek bakın bugün hiç ağacı olmayan kaleyi ormana çevirmişler.” diyor ve “bizim definecilerimiz böylesine çevrecidir” edasıyla gülüyorlar.

 Ama haklılar da doğrusu, bugüne değin definecilerin belki insana direk zarar verdiklerini duymadık ama ya çevreye, tarihe, sanata ve kültüre verdikleri zararları her yerde okuduk, duyduk ve de gördük. Kiliseler, kaleler, çeşmeler, camiler, mezarlar parçalandı, tahrip edildi. Zaten definecilerin bu zarar veren zihniyeti de “yasak”lamayı getirdi ama o bile fayda etmedi. Umarız Kalecik Kalesi’ndeki define kazısı ve sonrasında yapılan çam fidanı dikme işini örnek alırlar da çevre tahribinde de bulunmazlar. Kıssadan hisse alırlar.

Karadeniz'den Dünya'ya Farklı Bir Bakış!

0 yorum.

Gezmek yürek ister

Tarih 03 Eylül 2008, 05:58. 0 fav. Yazan kizirbey.  
Etiket: arhavi, dağ, define, doğa, elektrik, enerji, fotoğraf, gezi, giresun, haber, hikaye, history, hopa, kar, karadeniz, manzara, media, medya, nehir, news, of, olay, ordu, ova, people, petrol, politi, rize, su, this, trabzon, travel, turkei, turkey, türkiye, vadi, who, yarış, yeşil, yol, çamur


M. Kemal AYÇİÇEK – Ağustos 2008

 

www.karadenizolay.com (Özel)-Muazzez’in kulakları çınlar şimdi. Çınlasın, o kulaklar, çınlamayı hak ediyor zaten! Öyle ya onu yazacağım. Güya tatile çıkmışlar, eşi, kız kardeşi ve oğluyla. Mihmandarlık yapacağım onlara. Fakat, Halil’in dışında tanıdığım yok. Halil’i de 18 yıl önce KKTC’ye gittiğimde görmüştüm zaten.

 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden (KKTC) direk uçuşla geldiler Trabzon havalimanına, daha önce konuşmuştuk ama ben sürpriz olsun diye Halil’e “sizi ben alırım” dememiştim. Trabzon Havalimanı’nda inşaat çalışması var, yıllardır da bitmedi. Her taraf toz içinde, yoğun yolcu giriş çıkışı var ve trafik allak bullak. Otopark, eh işte var sayılır ama giriş çıkış ücreti 4 lira. Bu yüzdende yolcusu gelecek olan bir çok araç dışarıda bekliyor. Otopark’ta inşaat alanında olunca pek tercih edilmiyor.

 

Önce yurtiçin yolcuların giriş salonunda bir iki uçak yolcusu boşaldı ama bizim beklediğimiz misafirler yok, yolcular bitti. Salonda bir yaşlı kadın ve ben bekliyorum sadece. Sonra bir görevliye sormayı akıl(!) ettim, KKTC’den gelecek uçak geldi mi diye. Salonda panolar yok, hangi uçak gelmiş hangisi gidecek yolcu giriş salonundan belli değil. Sadece gidiş salonunda var pano ama o salona gidip bakıp, tekrar yolcu giriş salonuna dönmek de pek akıl kari değil ki.

 

İyi ki de sormuşum meğer, KKTC’den gelen uçak yurtdışından gelen dış hatlarda yolcu boşaltıyormuş ama gecikmeli geldiğinden bende yurtiçi gelen yolcu salonundaki boşuna bekleyişimden zararlı çıkmadım. Sonra dış hatlar gelen yolcu salonunun önünde beklemeye başladık. Kimi anne ve babalar, asker çocuklarını bekliyorlarmış, onların sarılışından anlıyorsun o coşkuyu, özlemleri ve hasretleri eş ve çocuklarıyla kavuşmalarında belli ediyor askerleri. Ama bizimkiler hala yok, belli ki ağırdan almış ve en son çıkacak yolculardan olacaklar.

 

Nitekim öyle de oldu. Nihayet gözüktüler. Halil, eşi Muazzez, baldızı Sevgi ve oğlu Çağatay Doğan. Tabi KKTC’den Trabzon’a gelen insan, Trabzon’daki yoğun rutubetin hissettirdiği sıcaklıktan hemen etkileniyor. Hemen yaylalara çıkmak istiyorlar. Ama bunu isteyen öncelikle Çağatay ve teyzesi sevgi.

 

Halil, KTÜ’den 1990 mezunlarından.Karadeniz gezisine karar vermeden önce ellerine ne geçmişse okumuşlar.Anadolu kültür, Doğa ve keşif seyahatleri gibi kategorilerden hangisiyle gitsek de demişler. Sinop, Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Rize, Artvin, Erzurum, Erzincan, Sivas, Tokat, Amasya, Kastamonu, Macahel, Ayder, Uzungöl, Kafkasör, Zigana, Sümela, İnebolu, Abana , Ayancık, Çatalzeytin, Boztepe’yi kapsayan 10 günlük  “Karadeniz yaylalar” turu mu?  Yoksa,  Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Rize, Artvin, Kastamonu, Amasya, Uzungöl, Kümbet yaylası, Sümela, Ovit , Ayder, Kafkasör, Sarp sınır kapısı, Hamsiköy, Zigana, Ilgaz, İnceburun, Safranbolu’yu kapsayan 8 günlük “adım adım Karadeniz” turu mu? Bunlar arasında mekik dokumuşlar.

 

Yoksa 5 günlük Görgit yaylası, Gürcü köyleri, Barhal, Borçka, Karagöl, Maral şelalesi, Yusufeli, Dört kilise, İspir , Cehennem deresi kanyonu, Ovit dağı, Anzer yaylası, Buzul krater gölleri, Zigana’yı kapsayan “Kaçkarlar florası , macahel” turunu mu veya Uzungöl, Sultan Murat, Ayder, Kafkasör, Zigana, Safranbolu, Kastamonu, Sinop, Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Rize, Artvin, Amasya, Gümüşhane, Bayburt, Çorum, Hattuşaş Antik kenti, Alacahöyük ve Hitit Surları’nı kapsayacak 8 günlük  “Gündüz yolculuğu ile Karadeniz” 

Turu mu olsun diye tartışmışlar.Son seçenek Trabzon, Rize, Artvin, Ordu, Giresun, Samsun, Ayder, Ovit Dağı, Anzer yaylası, Sultan Murat yaylası, uzungöl, Kafkasör, Ayasofya müzesi, Zigana, Hamsiköy, Sümela manastırı, Boztepe, Giresun Kalesi, Ünye, İlkadım anıtı’nı kapsayan “uçakla orta ve Doğu Karadeniz” turumu diye yinen karar verememişler.

 

Bence de en iyisini yaparak, bavullarını alıp uçakla Trabzon’a geldikten sonra buradaki şartlara göre gezi ve tatillerini yönlendirmekle doğrusunu yaptılar. Konaklayacakları Öğretmenevi’nde sabah kahvelerini içiyorlardı. Muazzez hanım, kahvesini yanında taşıyor güya türk kahvesi ama alakası yok. Türk kahvesinin sütlendirilmiş yumuşak hali, ama içmeden güne başlayamıyor ve onu içmeden de sakin olamıyor. Hani biz “pimpirikli tip” deriz ya, öylelerinden.

 

Yola koyulduk, ilk hedefimiz Akçaabat’ın Hıdırnebi yaylası. Genelde en yakın mesafede olduğundan Hıdırnebi’yi seçiyorum çünkü şehirden kopmuş olmuyorsunuz, eğer hava açıksa zaten Hıdırnebi’den de Trabzon’u görebiliyorsunuz.  Fakat daha ben virajlara gelmeden aşağıdan tepeleri gösterdim, “şuraya çıkacağız” diye ama anında bir “çıkamayız” itirazı geldi Muazzez hanımdan.

 

Karadeniz’e gelen bir insanın tepelere “gitmem” diyebileceğini hiç düşünmemiştim ve bir anlamda veremedim. Şaka yapıyordur diye düşündüm. Yola devam ettim. Halil, uyarmıyor ama Çağatay, ne diyorsam “okey” diyor seviniyor. Biraz yükseldik, Muazzez hanım aracın camından dışarıya bakmıyor ama cam kenarında da oturmakta ısrar ediyor. Yolculuğumuz ilerledikçe meğer Muazzez hanımın yükseklik korkusunun var olduğunu anlıyorum. Ama yükseklik korkusuyla kalmıyor ki Muazzez hanım, bir de süratten de korkuyor. Aracı vitese atamıyorsunuz neredeyse, o derece itirazcı. “burada yavaş, gitme, durr, kenara yanaşma” filan derken içimden “çattık mı, bu gün nasıl biter bu şartlar da nereye nasıl ulaşırız ki, hangi yaylayı ne kadar zevkle gezeriz” dedim.

 

Haklı da çıktım nitekim, Hıdırnebi’den döndük, bari Çal mağarasını da görsünler istedim. Sonra Düzköy obasına ve Hakça yaylasına geçer döneriz diye düşündüm. Zaman zaman da fotoğraf çekmek için duruyoruz ama o da ne fotoğraf çekimlerine de itiraz etmez mi muazzez hanım. “Ohooo” dedim yine, zaten yanlarında makine yoktu. Trabzon’da yeni açılan Forum Trabzon’dan bir dijital makine aldık onlara. O da Çağatay’ın bu gezisinden elinde doneleri bulunsun diye. Halil,  muazzez hanımla ilgileniyor ve iki arada bir dere de misali, hem oğlunun mutluluğuna ve hem de eşinin stres yapmasına mani olmaya çalışıyor.

 

Muazzez hanımın bu kaygı ve korkularına inat kız kardeşi sevgi, hem süratten ve hem de yükseklerde gezinmeden ve de fotoğraf çekilmekten son derece zevk alıyor. Çalköy mağarasına çıkmak için Düzköy’den Çalköy’e yöneldiğimiz de mağarayı gösteriyorum. Oradan bile tahammül edemiyor mağaranın olduğu yere bakmaya muazzez hanım ama ben ısrar ediyorum. Tam yolun yarısında Muazzez hanım krize giriyor! Oldukça ağır seyrediyorum ve yolda bir tehlikenin olmadığından söz ediyorum ama fayda etmiyor. O sızlandıkça biz de ağır ağır yol alıyoruz. Mağaraya çıkıyoruz ama bu sefer de Muazzez hanım, mağaraya giremiyor. Korkusu depreşir.

 

O zaman diyorum asfalt yoldan çıkmadan Düzköy Obasına varıyoruz. Ama yol boyunca aynı kaygı ve tedirginlik hiç bitmiyor. Çileli bir yolculukla varıyoruz Düzköy obasına. Orada bir Kara ali’nin yerinde Ali Şahin’in elinden bir güzel et pirzola yiyoruz. Mangal, yanımıza getiriliyor ve bir ufacık bahçede öğlen yemeği ile kendimize geliyoruz. Bir çay bir daha derken hafiften sis bastırıyor. Oradan Haçkalı baba cami ve türbesini ziyaret ediyoruz. Sis tamamen bastırıyor. Orada gideceğimiz güzergahı Muazzez hanıma söylüyorum. üç yayla var önümüzde diye ama hemen itiraz geliyor. Işıklar kayabaşı, Karadağ yaylası, Maçka lişer yaylasından gidişe itiraz olunca bu kez geldiğimiz yerden de dönmekten se  o zaman  tepelerin üzerinden Zigana’ya gitmeye karar veriyorum. O yoldan ben de ilk kez gidiyorum. Yolu bilmiyorum ve aşırı sis yüzünden yol bile gözükmüyor.

 

Karambolden bir yayla seyahati bu. Bahtımıza ne çıkarsa ama yol asfalt da değil ki, yayla yolu işte. Bereket yol gözükmüyor ve çevrede uçurumlar var mı yok mu onu da bilmiyoruz. Ama en azından çevrede korkunç görüntüler olmayınca Muazzez hanımdaki yükseklik korkusuna değil ama bu kez de siste kaybolduk paniğine sebep oluyoruz. Artık nasıl bir duygudur ki bir dağın başında telefon geliyor bana ve arkadaşımla konuşurken ona yol soruyorum. Buradan benim de o yolun yabancısı olduğumu anlıyor muazzez hanım ve başlıyor ağlamaya. Oysa ben arkadaşıma şaka yapıyordum, bir den muazzez hanım gibi bir yolcumun olduğunu unutmuş olmalıydım. dik bir rampada “ dur dur” deniyor ve duruyorum.

 

Halil, eşi ile birlikte iniyor araçtan ama yayla soğuğu var.Sis bir yandan soğuk bir yandan bir süre duruyorlar ama Muazzez hanım ağlıyor meğer. “kaybolduk, ne yapacağız şimdi” sesleri bize kadar geliyor. Sonra sesler duyuyoruz, orada yaylacılara rastlıyor ve soruyoruz. Tarifi alıp, tekrar yola koyuluyoruz. Neredeyiz ne kadar gitmişiz bilmiyorum, bende artık ne kilometreye ne de saate bakmaya minnet de etmiyorum. Ha babam iz sürüyor ve araçların en fazla gittiği izlerden adım adım ilerlemeye çabalıyorum.

 

Yolun Zigana’ya ulaştığını biliyorum ama ne kadar sürer bunu bilmiyorum. Meğer, o meşhur Sisdağı’ndan geçiyoruz. Ne güzel yaylalardan geçiyoruz da haberimiz yok. Sis öylesine bastırmış ki, göz gözü görmüyor. Fotoğraflardaki o sisdağı yol çatmalarını çıkarıyorum. Kaybolmadık desem de artık inandıramıyorum. Bu kez de “ya ayılar saldırırsa, ya karanlık olursa, ya arabaya bir şey olursa” korkusundan başka bir şey duymuyorum. 

 

Bir tepeye geliyoruz, ve enerji hatlarını görüyoruz , yer yer elektrik direklerine rastlayınca bir yerleşim yerine geldiğimiz anlıyoruz. Ve sis etkisini kaybetmeye başlıyor ve artık önümüzü kısmen görmeye başlıyoruz ve zaten biraz daha ilerleyince de tamamen sisten kurtuluyoruz. Çobanları koyun otlatırken görüyoruz biraz soluklanalım diyoruz ama tabi dağların tepelerinde olunca Muazzez hanım yeniden çok yüksekte oluşumuza hayıflanıyor ve başlıyor sızlanmaya yine. Artık fotoğraf çekmek bile bin bir sitemle karşılanıyor ve de duramıyoruz. Buna çok üzülüyorum aslında her zaman gidilebilen yerler değil gittiğimiz tepeler ama dilediğin fotoğrafı çekemiyorsun. Çağatay, biraz itiraz edip de annesine rica ve minnetlerde bulundukça ancak bir iki kare fotoğraf almamız mümkün olabiliyor.

 

Hız yapmadan ağır ağır iniyoruz. Buranın Zigana dağının zirvesi olduğunu tüneli görünce anlıyoruz. Görüntü netleşiyor ve artık sis kayboluyor. Tünelin tam üstünde dağın tepesinde bir göl var ama orada zaman kaybetmiyoruz. Zaten izin de çıkmıyor durmak için, “hemen ve bir an önce yerleşim birimine inelim” diye baskı altındayız. Köleler geliyor aklıma bir de emir kulları o an, ne zor hayat sürdüklerini bir kez daha anlıyorum. Artık, iniyoruz  Zigana’nın kayak tesislerine , ama yok hala dağı tepesindeymişiz ve hala yüksekteymişiz diye durmuyoruz ve oradan da iniyoruz. Durmuyoruz, duramıyoruz ki!

 

Onlarla bir günlük gezimizden sonra  KKTC’li dostlarım, dolmuşlarla Uzungöl, Sumela manastırır, Ayder, sarp sınır kapısı, Rize ziraat çay bahçesi, Samsun’u gezdi. Karadeniz bölgesindeki illerde gezmeyi yeğlediler. Çok da beğenmişler. Çaylıklarda çay toplayıp, fındıklıklarda dalındaki fındıkları görmüşlerdi. Ve sonunda onları yine geldikleri gibi dış hatlar yolcu salonundan uğurladık.

 

Yazının başlığını “gezmek yürek ister” diye koyarken, tatile veya gezmeye çıktığınız da yanınıza almamanız gereken öncelikle “yüreksiz” birileridir. Cesareti ve yüreği yetebilenlerle gidilen yollar, insanları da yormaz ve gezi de zevkli olur ya bir de siz düşünün şimdi böyle bir geziye bir daha “evet” mi? Yoksa “tövbe” mi dersiniz? Kalın sağlıcakla.

 

 

0 yorum.

Rize yayla şenlikleri takvimi

Tarih 21 Temmuz 2008, 09:09. 0 fav. Yazan kizirbey.  
Etiket: artvin, bayburt, black sea, cousine, culture, folklore, giresun, gumushane, history, hotels, karadenizolay, media, news, ordu, photo, region travel guide, rize, samsun, sinop. people who visit this page also visit. statistics , trabzon, travel tips, turkei, turkey, türkiye

 

RİZE YAYLA ŞENLİKLERİ TAKVİMİ

Yayla Turizmiİlimizin iç kesimlerinde, zengin orman dokusu civarında yer alan yaylalarda mevcut altyapıyı kullanarak yapılabilecek fazla yatırım gerektirmeyen bir turizm çeşididir. Bu aktivite için gerekli potansiyel tüm yaylalarımızda mevcut olup, halen Ayder, Anzer, Çad, Elevit gibi yaylalarımızda yapılmaktadır.
Rize’nin güneyindeki Kaçkar Dağları ile yüksek dağların eteklerinde birbiriyle bağlantılı birçok güzel yayla vardır. Bütün bu yaylalar yaz mevsiminde insanlarla dolup taşar. Olağanüstü güzellikteki bu yaylaların hemen hepsinde ot biçme şenlikleri yapılmaktadır. Bu şenliklere katılmak mümkün olduğu gibi yayla eteklerindeki yamaçlarda rehberlerle birlikte doğa yürüyüşü yapma imkanı da bulunmaktadır.

TURİZM AKTİVİTELERİ

Kültür Turizmi
Turizm Merkezleri
Kültür ve Turizm Koruma Gelişim Bölgeleri
Yayla Turizmi
Akarsu Turizmi
Göller
Termal Turizm
Bitki İnceleme
Yaban Hayatı
Dağ ve Doğa Yürüyüşü
Motosiklet ve Bisiklet Turizmi
Kamp ve Karavan Turizmi
Sportif Olta Balıkçılığı
Atlı Doğa Yürüyüşü
Şelaleler

       Ayder Yaylası

Aşağı ve Yukarı Kavron Yaylaları

Anzer (Ballıköy) Yaylası

İkizdere Çağırankaya Yaylası

Elevit ve Palovit Yaylaları

YAPMADAN DÖNME
  • Yaylalara çıkmadan,
  • Ayder’de kaplıcaya gitmeden,
  • 16. yüzyıl İslam Paşa Camii ile Ceneviz kalesinin kalıntılarını görmeden,
  • Yörede eski bir gelenek olan ve özellikle Ardeşen İlçesinde yapılan Atmaca avcılığını izlemeden,
  • Anzer Balını tatmadan, dönme

Ayder Termal Turizm Merkezi

Ayder Termal Turizm Merkezi Rize İline 87 km, bağlı bulunduğu Çamlıhemşin ilçesine 16 km mesafede yer almaktadır. Ayder Termal Kaplıca Bakanlar Kurulu Kararı ile Turizm Merkezi ilan edilmiş, 19.04.1987 tarih ve 19426 sayılı Resmi Gazetede yayınlanmıştır.
Turizm İşletme Belgeli Termal Tesisin mülkiyeti İl Özel İdare Genel Sekreterliğine ait olup, 01.01.2003 tarihinden 01.01.2013 tarihine kadar işletilmesi yapılmak kaydıyla Ayder Turizm Anonim Şirketine kiralanmış olup; 25 kişilik 2 adet havuz, 8 adet özel oda ve sıra banyoları ile 12 ay hizmet vermektedir. Tesisin toplam kapasitesi günlük 300 kişidir.

Kaplıcanın, 46 C sıcaklıktaki renksiz, kokusuz, berrak suyu (PH Değeri 8, Sodyum, Sülfat, Kükürtlü ve Radyoaktif bileşim) inflaboratuvar romatizmal hastalıkların kronik dönemlerinde; kronik bel ağrısı, osteoartrit gibi eklem hastalıkları, miozit tendinit travma, yumuşak doku hastalıkları, ortopedik operasyonlar, beyin ve sinir cerrahi sonrası gibi uzun süreli hareketsiz kalma durumlarında mobilizasyon çalışmalarında, rehabilitasyon amacıyla stres bozukluklarında ve spor yaralanmalarında ayrıca kalp ve kan dolaşımı, solunum yolları rahatsızlıklarında tamamlayıcı tedavi unsuru olarak kullanılabilir niteliktedir.
Rize İl Merkezine 54 km mesafede bulunan, İkizdere İlçesinin 35 km güney batısında, 2200-2300 m. yükseklikte yer alan ve tasarrufu devlete ait olan Anzer Turizm Merkezi, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunun 6, 7, 8 maddeleri ile 3194 sayılı İmar kanunun 1, 2, 4, 7 ve 11. maddeleri yasal dayanak yapılarak kullanma ve yararlanma hakkı, üzerinde ikamet edenlerin tasarrufuna bırakılmıştır. Doğallığını korumak şartıyla vatandaşların kullanımına izin verilmektedir.

Anzer 1991 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile Turizm Merkezi ilan edilmiştir. Anzer Turizm Merkezi yaylaların doğal güzelliği, otantik özellikleri, zengin flora ve faunasıyla görülmeye değer bölgelerdendir.
Bölgede üretimi yapılan renksiz, kokusuz ve kristalleşme özelliği bulunan bir polen grubuna dahil Anzer Balının, insan sağlığı açısından (kanser, iltihaplı hastalıklar, eklem ağrıları ve verem gibi) birçok hastalıkta şifa verdiği bilim çevrelerince tespit edilmiştir.

Anzer Yaylası alternatif turizm çeşitlerinden trekking, yamaç paraşütü ve zirve tırmanışları için elverişlidir. Anzer Yaylası bir taraftan Çoruh Nehri ve Bayburt İline, diğer taraftan, Uzungöl Turizm Merkezine ulaşım olanağı sağlaması nedeniyle ayrıca bir önem taşımaktadır

 Çayeli-Kuspa Turizm Merkezi

Rize İl Merkezinin 19 km. doğusunda, sahil şeridinde yer alan Çayeli İlçesi 20.11.2006 tarih ve 11264 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile turizm merkezi ilan edilerek, 08.12.2006 tarih ve 26370 sayılı resmi gazetede yayınlanmıştır.

İlçe merkezine yaklaşık 7 km mesafede bulunan Kuspa, deniz manzaralı oldukça geniş ve düz bir alana sahiptir. Ayrıca ilçede bulunan Ağaran ve Çataldere Şelaleleri gerek yükseklikleri, gerekse ilkbaharda suların kabarmasıyla oluşturdukları görünümle doğa harikası haline gelmektedirler.

İlçeye 6 km. uzaklıkta bulunan Musa Dağı ve Melipos Tepeleri mesire yeri olarak kullanılmaktadır. Tahpur yaylasından Verçenik Tepesini ve Kaçkarları seyretmek mümkündür.

KÜLTÜREL DETAYLAR

Halk Edebiyatı
El Sanatları
Halk Müziği ve Halk Dansları
Giyim-Kuşam (Geleneksel Kıyafetler)
Gelenek-Görenek ve İnançlar
Halk Mutfağı
Halk Hekimliği

Yerel Etkinlikler

ETKİNLİĞİN ADI

TARİHİ

DÜZENLEYEN

Çamlıhemşin Ayder Şenlikleri

Haziran’ın 1.Haftası

Çamlıhemşin Kaymakamlığı ve
Çamlıhemşin Belediyesi

İkizdere Dağ Horozu Şenlikleri

Haziran’ın 4.Haftası

İkizdere Kaymakamlığı

Fındıklı Festivali

Temmuz’un 2. Haftası

Fındıklı Belediye Başkanlığı

Hemşin Şenlikleri

Temmuz’un 2. Haftası

Hemşin Belediyesi

Rize Dağcılık ve Turizm Şenliği

Temmuz’un 2 Haftası

İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ve
Kaçkar Dağcılık Kulübü

Ardeşen Küçük Yayla Kültür Şenlikleri

Temmuz’un 2. Haftası

Küçük Yayla Tanıtma Derneği

Kuspa ve Palovit Yayla Şenlikleri

Temmuz’un 4. Haftası

Çayeli Belediye Başkanlığı

Rize Çay ve Turizm Festivali

Temmuz’un 4. Haftası

Rize Valiliği ve Rize Belediye Başkanlığı

Anzer Bal ve Yayla Şenlikleri

4 - 5 Ağustos

Anzer Dayanışma ve
Yardımlaşma Derneği

Güneyce Varda Şenlikleri

Ağustos’un 1. Haftası

Varda Yayla Birliği ve
Güneyceliler Vakfı

Ardeşen Yeniyol (Oce) Şenliği

Ağustos’un 1. Haftası

Ardeşen Kaymakamlığı ve
Ardeşen Belediye Başkanlığı

İkizdere- Çağrankaya Yayla Şenlikleri

Ağustos’un 2. Haftası

İkizdere Belediye Başkanlığı

Büyük Han Düzü Yayla Şenlikleri

Ağustos’un 2. Haftası

Güneysu Kaymakamlığı ve
Güneysu Belediye Başkanlığı

Ardeşen Atmaca 53 Festivali

Ağustos’un 2. Haftası

Ardeşen Kaymakamlığı ve
Ardeşen Belediye Başkanlığı

Ekşioğlu Vakfı Yayla Şenlikleri

Ağustos’un 3. Haftası

Ekşioğlu Vakfı

Kaçkar Altıparmak Yayla Şenlikleri

Ağustos ‘un 3 Haftası

Kaçkar Altıparmak  Kültür ve
Dayanışma Derneği

Ardeşen Golazena Kültür Şenliği

Ağustos’un 3. Haftası

KALDER Derneği Başkanlığı

Ardeşen Sırt Yayla Kültür Şenlikleri

Ağustos’un 3. Haftası

Yukarı Durak Köyü Kaçkar
Yaylaları Turizm Derneği

Demirkapı Köyü Yayla Şenlikleri

Ağustos’un 3. Haftası

İkizdere Belediye Başkanlığı

Melyatderesi Şenlikleri

Ağustos’un 3.Haftası

Melyatderesi Sos. Day. ve Yard. Der.

Dünya Rizeliler Günü

Ağustos’un 4. Haftası

Rize Valiliği

Not : Festival tarihleri hava koşullarına göre değişebilir.

(Kaynak: Kültür ve Turizm Bakanlığı web sitesi) www.karadenizolay.com da ayrıntılı bölge haberlerini bulabilirsiniz

0 yorum.