Tarih 25 Eylül 2008, 08:31. 0 fav. Yazan kizirbey.
Etiket:
lifos veya trabzon üzümü, ligarba göreceğimi açıkçası beklemiyordum. başka yerlerde mesela ukrayna ve rusya’da “cranberry” olarak bilinen yaban mersini, rize ardeşen ilçesinde, rize pazar ilçesinde kaskanaka, rize’de likapa, trabzon’da ligarba, türkiye’de
M. Kemal AYÇİÇEK – Eylül 2008
www.karadenizolay.com
(Özel)-Bizim amca oğlu Enver, ne zaman yayla sohbeti yapılsa “ah
ligarba” der durur. Anlamam ben tabi, “ligarba” dedikleri nedir ne
değildir. Çocukluğum, onlar gibi buralarda geçmemişti hem zaten bizim
bölgemizde ne anlama geldiğini bilmediğimiz daha bir çok kelimeler
vardır. Sadece ligarba değildi. Ligarba’yı da ben belki gördüğüm ama
adını da duyduğum halde unuttuğum bir bitki türüdür.
Ankara’dan şükür gelmiş, Evner’in teyzesinin oğlu. 4 tane kızı var, kızları ondan hem ligarbanın meyvesini ve hem de yapraklarını istemişler.O, kızlarını çok seviyor ve Eli mahküm, ligarba toplamak için can atıyor. Seymen de akrabamız ama ayakları kesik. Protez takılmış ayakları ile yürüyor ama o kadar. O, biz ligarba toplarken arabada kalacak, ligarba toplayıcısı yardımcılığı yapacak kısaca.
Enver’e Telefon açtım, bir akşam önce onlarda planlamıştık. Yarın ne yaparız derken ki anlaşmamız da bir yayla olabilirdi tam kesin olmamakla birlikte. Hem o akşamdı, Enver’in beş yaşındaki oğlu Hüseyin’in hikayesi, dedesiyle camiye gidip, teravih namazını kılmasını;
“baba var ya ben dedemle camiye gittim ya dün akşam da. işte o zaman ömrümün en uzun namazını kıldım var ya ” anlatmıştı.
Bunu dinlerken baya gülmüştük Hüseyin’in ömründeki en uzun namaz kılışına. Nerden bilsin çocuk, ona kimse bildiği namazın dışında bir namaz kılınacağını söylememişti ki, en fazla on üç rekattı belki de bildiği namaz ama sadece yirmi rekatlık teravih namazının o namaza ekleneceğini nerden bilebilirdi ki!
Telefonlaştık ve Enver, Şükür ve Seymen’le geldi beni de aldı, çağlayan’dan vurduk yayla yoluna yukarıya doğru, doğal yabani ligarba bulmaya, rastgelirse, bulabilirsek tabi. Hiç birimiz de “şurada vardır” diye bildiğimizden değil işte, “vardır belki” diye.Onlar da benim gibi ilk kez gidiyoruz bu yoldan hatta bir ara yolu şaşırdık ve vatandaşlardan “yayla yolu neresi” diye yardım da aldık. Ligarba için koyulmuştuk yola.
Yayla yolu bu neyle ne zaman nerde nasıl
karşılaşacağınız hiç belli olmaz. Hele işlek bir yol değilse zaten
şansınıza artık. Hava yer yer açıyor yer yer kapanıyor. Bulutlar,
üzerimiz de dolanıyor. Nitekim zaman zaman yoğun sise girdiğimiz de
oluyor. Yer yer çamura battığımız da tabi. Aracın zorlandığı ve
manevralar yaptığı yerlerde yeni yol yapım çalışmalarından kaynaklanan
çamurlanma var. Zalım çamuru diye tabir edilen türden, yağışlarda
kayganlaşan ve araçların çıkmakta zorlandığı yerlerde yola serilen
çalılar sayesinde çıkabiliyoruz. Ama yolculuğumuz gayet zevkli geçiyor.
Ne de olsa şehirlerde böylesine yollarla boğuşmuyorsunuz ama o
yollardaki yorgunluk ve çile bile sizi sanki dinlendiriyor.
Hüseyin’in bu ömrünün en uzun namazını kılması gibi bende ilk kez ömrümce böylesine çok ligarba göreceğimi açıkçası beklemiyordum. Başka yerlerde mesela Ukrayna ve Rusya’da “cranberry” olarak bilinen Yaban mersini,Türkiye’de, Rize’de Likapa,Trabzon’da Ligarba, Lifos veya Trabzon Üzümü, Rize Pazar ilçesinde Kaskanaka, Rize Ardeşen İlçesinde Çera (Çela), Artvin’de Morsivit veya Mahabak, Giresun’da Çalı Çiçeği, diğer bölgelerde ise Ayı Üzümü, Çay Üzümü veya Çoban Üzümü olarak isimlendirilen ve literatüre Yaban Mersini olarak giren bu üzümsü meyve puslu veya parlak mavi rengi ile Mavi altın (blue gold) olarak nitelendirilen ligarba için yollara düştük.
Allah’ dan arabanın arazi özelliği var, otomobille
gitseydik kalmıştık yollarda. Hem yol boylarınca da kontrol bana düştü.
Birkaç kez, meyveli bir fundalık gördüğümde “ligarba” diye bağırıyorum
aracın üstünden, duruyorlar ama meyveyi görüp “o ligarba değil yav”
diye devam ediyorlar. Aslında ben ligarbayı Zigana dağında görmüştüm.
Daha da aslına bakarsanız ligarbayı çocukluğumdan da
tanırdım. Annem onun yapraklarını yedirirdi bize “kuzu kulağı” diye.
Yani mayhoştu yapraklarının tadı hele bir de yeni yeni filizlenirken o
yaprakları taze olduğunda çok da hoş olurdu. Ama ben nerden bileyim ki
yaprağını yediğimin bitkisinin o yeşil yaprakları zamanla kırmızıya
dönermiş, bir de meyvesi olurmuş da o da her derde deva imiş, nerden
bileyim?
Trabzon’un Çağlayan beldesi’nden çıktık asfalttan
ve köprüyü geçip girdik yayla yoluna. Fındıklıklar bitmiş bolca ağaçlı
alanları geçmiş, ormanların bittiği yerlere çıkmışız. Makilikler
başlamış artık. Bir yerde aynı türden iki çeşit bitki vardı.“ligarba”
dedim durduk. Araçtan indik ve saldık kendimiz ormana. Orman dediysem
fundalık, kumar ve zifin fundalıklarının aralarında da ligarba var. Bir
de zehirli olan başka yine ligarbaya benzeyen bir bitki türü var, zaten
onun için karıştırıyoruz ya. Fakat o zehirli dediğimiz meyve siyah ve
yaprakların üzerinde olurken, ligarba meyvesi hep yaprakların altında
sanki gizleniyormuş gibi. Ama ligarbayı tanıdıktan sonra artık
karıştırılması mümkün değil, bitkiyi ve meyvesini.
Ağzımız bağlı hepimizin, ve bir tek meyve atamıyoruz ağzımıza, oruçluyuz. Topluyoruz habire, ellerimiz deki kaplara. Bir yerde az vardı, biz orman boyunca ilerledikçe daha da büyükçe ligarbaların ve meyvelerinin olduğu yerler bulduk ve zaten günümüzün önemli bölümünü de burada ligarba ve yaprağını toplayarak geçirdik. Akşam olmadan ulaşmamız gereken yaylalar var, iftarı da oralarda yapıp tekrar geriye döneceğiz.
Fakat bizim ligarba manyağı Enver, o meyveleri
“cennetteki meyvedir” diye nitelendirdiği Ligarbayı, Dünyanın en güzel
meyvesi diye de övüp bitiremiyor. Ağzımızın suyu akıyor o dedikçe ama
bir tek ligarba bile yiyememek beni pek etkilemiyor. Çünkü ben o
meyvenin tadını zaten bilmiyorum ama Enver, abartıyor mu onu da
yanımızdaki ne Şükür ve ne de Seymen de söylemiyor. Bir güzel ligarba
topladık. Ufacık meyveleri ne kadar toplarsanız toplayın sanki
toplamamış gibi hissediyorsunuz kendinizi.
Bir yere geldik, sık sık kumarlık ve zifin fundalığı ve dikenler var. Şükürle biz önden girdik bu fundalığa ama adım atılmıyor. Sonradan da Enver, yanına orak alıp geldi girdi fundalığa. Dikenleri kesip kendilerine yol yapıyor ve ligarbalıkta öylece ilerleyebiliyorlar. Ben rahattım, kumar dallarının üstüne çıkmıştım, dikenler de zaten kumar dallarının altında kalabiliyor ve hem kumarların üzerinden yürüyor ve hem de güzel ve sık ligarba toplayabiliyordum. Daha önce nerede olup olmadığı konusunda bilgim de olmayan ligarbanın artık yerini ezberlemiş oldum. Ama ligarbanın meşede olan türünü topladık biz, bir de bozkırda olan yer ligarbası varmış ki annem, onun meyvesinin tadının daha da güzel olduğunu söylüyordu.
Neyse biz ligarba toplamayı bitirdik ve artık yayla yoluna koyulduk.
Bulunduğumuz yer Çağlayan, Yomra ve Arsin’in yukarda birleştiği yerler.
Harmantepe şehitliğinin oradan geçtik, Santa’nın üzerinden Sarıtaş
yaylasına. Sarıtaş’ta bir kalabalık var. Pide yapılan fırın var,
bakkalı var ve kıraathanesi dolu, millet artık iftar saatini bekliyor.
Biz oradan pidelerimizi ve de gözenekli Sarıtaş Yayla peynirini aldık.
Camiboğazı yaylasına doğru devam ettik. İftarı orada açmak istedik ama
olmadı, yolda Dilaver yaylasında akşam ezanı okununca biz de
Dilaveryaylası tesislerinin alt tarafındaki köprünün ordaki suyun
başında iftarımızı açtık.
Bir yandan soğuk bir yandan sis artık yayla havası da bizi üşütmeye
başladı. Doğruca arabaya atladık ve camiboğazı yaylasına geçtik.
Kahvehanede çay içelim dedik ama yaylalar o kadar
kalabalık ki kıraathanede oturmaya yer bulmak için biraz ayakta da
bekledik. Oturduk ama çay bardaklarının biri boşalıyor dolusu geliyor
derken dörder bardak çay içtikten sonra kendimize geldik. Daha sonra da
acısu yaylasına gidip, her biri ayrı yerde olan beş oluktan acılı su
aldık. Siz ona maden suyu diyin, tuzlu su diyin, sodalı su deyin ne
derseniz diyin ama benim Erzincan’daki sodalı sudan sonra gördüğüm en
bol akan acısu idi.
Artık ağzımız açılmıştı ve günün önemli bölümünde dikenlerin onlara ulaşmak için uğraş verirken üzerimize takıldığı, ayaklarımızı, kollarımızı çizdiği kumarlıktan topladığımız ligarbaların
tadına bakmanın tam sırasıydı. Nasılsa ağzımız açıktı ve arabanın
kasasında yapraklı dalları duran ligarbalardan aldık ve tadına baktık.
Rengi kah siyah kah koyu lacivert veya mor da denebilecek evrelerde,
mayhoş tadı ile bugüne değin tatmadığımız bir damak tadı veriyor.
Biz ligarbayı, bahar aylarında yayla
yolculuklarındayken yapraklarını yediğimiz bir çeşit kuzukulağı ağacı
biliyorduk. Kimileri buna “ayı üzümü” de diyor. Meyvenin olgunluk
zamanı Ağustos ayı ile Eylül ayının ortaları.Bu dönemlerde de hayvan
sürmediğimizden midir yoksa yaylalara çıkamayışımızdan mıdır ligarbanın
meyvesini tanımıyordum. Sadece ligarba için değil bölgemizde var olan
daha bir çok bitki türünden haberimiz yok ve yararları konusunda da pek
de bildiğimiz yok. İşte meğer ligarba dedikleri buymuş. Ama artık bende
tanıdım ağacını da meyvesini de nerde görsem ona benzer başka
meyvelerle karıştırmam artık.
Ligarba ile ilgili başkaca kaynaklarda bir yığın bilgide var zaten. Hatta Trabzon valisi Nuri Okutan da ligarba’yı tarımsal ürün haline getirmek için ligarba bahçeleri oluşturularak fındığa alternatif ürün oluşturulabileceğini ve ligarbanın bölge ekonomisine önemli katkı sağlayacağını belirterek, tıpkı rahmetli Adnan Kahveci’nin bölgemize kivi’nin getirilmesine ön ayak oluşu gibi o da ligarba’nın ekonomik ürün haline getirilmesine çalışıyor.Bunu öğrenince tabiî ki bir başka mutlu oluyoruz.
Bazı kaynaklardaki Ligarba ile ilgili detaylı bilgileri de katkı sunanlara teşekkür ederek, bilginize sunuyorum;
“Likapa - Yaban Mersini
Besin Değeri ve Sağlık Açısından Önemi
Bitkisel Özellikleri ve İstekleri
Kullanım Alanları
Likapa Türleri
Yaban Mersini (vaccinum myrtillus) ılıman iklimlere adapte olmuş bir üzümsü meyve türüdür. Anavatanı kuzey yarım kürenin serin ve dağlık bölgelerinde yetişen bircok türü vardır.
Genel olarak kuzey Avrupa, Amerika’daki Rocky dağları ve ülkemizde, Doğu Karadeniz bölgesinin rakımca yüksek olan fundalık ve ormanlık bölgelerinde yabani formda değişik tipleri bulunmaktadır.
Rize’de Likapa,Trabzon’da Ligarba, Lifos veya
Trabzon Üzümü, Rize Pazar ilçesinde Kaskanaka, Rize Ardeşen İlçesinde
Çera (Çela), Artvin’de Morsivit veya Mahabak, Giresun’da Çalı Çiçeği,
diğer bölgelerde ise Ayı Üzümü, Çay Üzümü veya Çoban Üzümü olarak
isimlendirilen ve literatürümüze Yaban Mersini olarak giren bu üzümsü
meyve puslu veya parlak mavi rengi ile MAVİ ALTIN (blue gold) olarak
nitelendirilmektedir. İngilizcesi Blueberry olarak bilinen
yaban mersini Sağlık meyvesi olarak tanınmaktadır. Yaban Mersini
özellikle 1906 yılında Amerika’da başlatılan ıslah çalışmaları sonucu
doğadaki yabani formlarına göre kültüre alınan çeşitlerin, özellikleri
(meyve iriliği, tadı,olgunluğu v.s) daha üstün niteliklere sahip olduğu görülmüştür.
1879 tarihli Osmanlıca bir belgede, Rize’deki ormanlarda, kırlarda ve halkın bazılarının bahçelerinde bol miktarda keşfedilen bir tür çay ağacından bahsedilmektedir. Bu belgeye göre yöre halkı bu bitkiyi, emek ve akça sarfederek terbiye edip yapraklarını kilosu on mecidiye karşılığında satmaktadır. O zamanın hükümeti tarafından gümrük vergisi alınan bu çaya benzeyen bitkiden, ayrıca orman vergisi de alınmak istenmektedir. Rusya Hükümeti bu bitkiden vergi namına bir şey almadığından bu çayların kaçak olarak yurt dışına çıkacağından endişe duyulmaktadır. Trabzon valiliğinin yazısı üzerine Osmanlı Hükümeti bu bitkiden örnekler istiyor. Orman Bakanlığı’nın da kontrolünde olmak şartıyla bunun yararlı olup olmadığı araştırılıp ondan sonra tarımının yapılmasına ve yaygınlaştırılmasına teşebbüs edilmesi tavsiye olunmuştur.
Halen yeni çalışmalar Karadeniz Bölgesi’nde farklı rakımlara adaptasyonu ve mevcut çeşitlerin çoğaltılma imkanlarına yönelik çalışmalar tüm hızı ile devam etmekte ve bu çalışmalar TUBİTAK ile DPT tarafından desteklenmektedir.
19 Mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğretim üyelerinden Doç. Dr. Hüseyin Çelik şöyle diyor:
”Karadeniz, tarımsal açıdan mükemmel imkânlar sağlayabilecek potansiyele sahip. Yeni ürün çeşitleri önermeliyiz. Ben, bir akademisyen ve Karadeniz âşığı olarak, 1996 yılından bu yana yeni meyve türlerini tanıtmaya ve geliştirmeye çalışıyorum.”
Dr. Hüseyin Çelik, önce Karadeniz′in ünlü kokulu kara üzümü ile ilgilenmiş. Örnekler toplamak için köylerde dolaşırken Rize, İkizdere Şimşirli köyünde, Köy Enstitülü emekli öğretmen Osman Yıldız ile tanışmış. Dr. Çelik anlatıyor:
“Osman Yıldız, yurtdışından getirdiği likapa fidanlarını yetiştirmek için uğraşıyormuş. Rize′de Likapa, Trabzon′da Ligarba, Rize Pazar′da Kaskanaka, Ardeşen′de Çera olarak isimlendirilen ve yabani meyveleri beğenilerek tüketilen likapa, yurtdışında ′blueberry′ adıyla çok yüksek fiyatla satılır. Bizde ise ticari olarak yetiştirilmiyor. İkizdereli Osman Yıldız, yurtdışında çok yüksek fiyatla satılan blueberry meyvesini görünce “Yahu bu bizim likapaya benziyor” diyerek fidanlarını getirip köyüne dikmiş. Osman Yıldız ve oğlu Osman Nuri Yıldız, 2.5 dönüm bahçesini bize verdi. Şimdi, burada likapa yetiştirme çalışmaları yapıyoruz. Projeyi DPT ve TÜBİTAK destekliyor.”
Dr. Hüseyin Çelik, üzümsü meyveler denen meyve grubunda uzman. Bektaşi üzümü, frenk üzümü, kokulu kara üzüm, ahududu, böğürtlen gibi meyvelerin oluşturduğu bu grup, tüm dünyada büyük miktarlarda yetiştiriliyor ve tüketiliyor. Ancak her nedense ülkemizde yetiştirilmiyorlar. Dr. Çelik, bu grubun bir üyesi olan likapa hakkında şunları söylüyor:
”Geçen yıl deneme bahçesinde yetiştirdiğimiz 500 kilo likapa, Rizeli Üçel firması tarafından reçel olarak işlendi ve çok beğenildi. ABD′den ithal edilerek İstanbul′daki marketlerde satılan likapa meyvesinin 250 gramı 5 milyon liradan alıcı buluyor. Asitli topraklarda yetişen likapa için özellikle Rize ve Trabzon tam biçilmiş kaftan. Dünyadaki lüks ve pahalı meyvelerden biri olan likapa, ülkemizde de layık olduğu yeri çok yakında alacak. Rize Milletvekili İlyas Çakır′ın da desteklediği projemizle belki de 4 - 5 yıl sonra dünyaya likapa satar duruma geleceğiz. Ortalama olarak bir dönüm fındık bahçesinden 300 milyon lira, çay bahçesinden 675 milyon lira, böğürtlen - ahududu bahçesinden 3 milyar lira gelir elde edilebilirken, 2003 yılında 1 kg. yaban mersini 4 milyon liraya satıldı. Bir dönüm likapa bahçesinden 2 bin 500 kilo meyve alınır. Dolayısıyla elde edilen gelir 8 milyar liradan fazladır.” (6)
Üçel Gıda Temsilcisi Harun ŞİMŞEK ise sektör olarak likapa bitkisine çok önem verdiklerini, likapanın reçel yapımında, pastacılıkta,çay, şarap,ilaç ve bir çok alanda kullanılmakla beraber üretimin yetersiz kaldığını kendilerinin sektör olarak şu anda 5 ton olan ürün kapasitesinin 50.000 tona çıkarılması durumunda dahi bu ürünü almaya hazır olduklarını, üretimin arttırılması durumunda likapada ihracat yolunun açılacağına ve bu konuda Avrupa’da söz sahibi olacağımızı belirtmiştir. (5)
Besin Değeri ve Sağlık Açısından Önemi
Bir bardak likapa meyvesi 145 gram gelmektedir ve 21 gr karbonhidrat, 1 gr protein, 0.5gr yağ, 19mg C vitamini, 145 IU A vitamini 85 kalori içerir.
100 gram yenilebilir yaban mersininin %83′ü su, %0,7′, si protein, %0,5′i yağ, %15′i karbonhidrat, %1,5′uğu lifdir.
62 kalori sağlar.
Adet kanamalarını düzenleyen bir meyve olarak tavsiye edilmiştir.
Ağız, deri ve üriner sistem enfeksiyonları
Anti kanserojen ve antioksidant (damarlarda yağ birikimini engelleme) özelliğine sahiptir
Aşırı kanamayı durdurma
Bağırsak metabolizmasını düzenler
Damar hastalıkları
Rn güvenilir kullanım alanlarından birisi de damar hastalıklarıdır. Bu hastalıklara kılcal damar çatlamasıda dahildir. Zayıf kılcal damarlar çatlayabilir. Bu durum ise sık sık tekrarlanan bere, morluk, çürük ve eziklere neden olur. Zayıf kılcal damarlar ise zayıf kan dolaşımını ve bağ dokusunu akla getirir ki bu durum artrit yada mafsal iltihabı gibi rahatsızlıklarla yakından ilgilidir. Yabanmersini meyvelerinde bulunan antosiyanidin kılcal damarları, serbest radikal saldırısından koruyarak onların kuvvetlenmesine hizmet ederken aynı zamanda sağlıklı bağ dokusu ve yeni kılcal damar oluşumuna da katkıda bulunur. Yabanmersini meyve ekstresi, damar sertliği için bir risk faktörü olan parçalanmış kan hücrelerinin atardamar çeperlerine yapışmasını da azaltmaktadır. Bunun yanında, Damar sertliği riskini de azaltır.
Gece körlüğünü ortadan kaldırır
2. Dünya savaşı sırasında İngiliz Hava Kuvvetleri pilotlarının doktorların önerisiyle bol miktarda yaban mersini reçeli yiyerek gece uçuşlarına çıktıklarını ve yorgun gözlerini dinlendirdiklerini kayıtlardan biliyoruz. Pilotlar, yabanmersini reçeli yedikten sonra gece uçuşlarına çıktıklarında gece görüşlerinde bir düzelme ve iyileşme hissettiklerini sık sık rapor ediyorlardı.
Avrupa ve Amerika’da yabanmersini preparatları gece körlüğü ve diyabetik retinopati ve zayıf kan dolaşımını artırmak için kullanılmaktadır. Almanya’da ise ayrıca, ishal durdurucu olarak da kullanılmaktadır.
Bitkisel Özellikleri ve İstekleri
Bitkisel Özellikleri, Çalı görünümünde olup özellikle yabani formları değişik boyda ve meyve özellikleri bakımından farklıdır. Kültüre alınan çeşitlerde boy genelde 1m-1.5 arasıda değişir.
Saçak kök miktarı çok fazla olup, yüzlek kök yapısına sahiptir, toprak tipine bağlı olarak kökler 1 metre derinliğe kadar inebilmektedir.
Çiçek tomurcukları yaz sonlarına doğru oluşur ve sadece yeni sürgünler üzerinde meydana gelere, ertesi yıl ilkbaharda sürerek çiçek açarlar. Yaşlı dallarda üzerinde sadece yaprak gözleri oluşur. Çiçekler 5 çanak yaprak yaprak, 5 taç yaprak, 10 erkek organ ve 1 dişi organ içerir.
Kültüre alınan çeşitlerde çiçeklenme dönemi Mayıs ayının ikinci yarısına doğru bir 10-15 günlük periyot içinde salkım şeklinde beyaz, krem rengi açılan çiçekler, arılar tarafından tozlaşma sağlandıktan sonra, aynı periyotla Temmuz ayının ikinci yarısında meyveler kademeli olarak olgunlaşır. Olgun meyvelerin mavi renk almaktadır. Meyveler hasat edilirken olgun meyveler alınır. Olgunlaşmayan meyveler dalda bırakılır daha sonra tekrar olgunlaşan meyvelerin hasadı yapılır.
Toprak İstekleri,nemli , drenajı iyi olan, organik maddece zengin ve asit topraklarda iyi yetişirler.
Toprak asitliği pH=4.0 ile 5.5 arasında olmalıdır.
Yaban mersin’nin yetiştiği topraklardaki besin maddeleri ya çok düşük olmalı ya da yavaş çözünen gübreler kullanılmalıdır. Topraktaki kalsiyum düzeyinin yüksek olmasından da hoşlanmazlar.
Bakımı: Meyve veriminden düşmüş 4-5 yıllık dallar budanma lıdır. Genç 2-3 yılık dalların bırakılması meyve verimi için gereklidir.
Çoğaltılması: Pratikte çoğunlukla çelikle çoğaltma yapılmakta, bunun yanında daldırma, aşılama ve doku kültürü ile de çoğaltılabilmektedir. Çelikler Odun çeliği ve yarı odunsu çelik olmak üzere iki şekilde alınır. Köklendirme ortamında köklenen çelikler fidan haline getirilir.
Likapa Türleri
Vaccinium myrtilloides Michx.
Kadife Yapraklı Yaban Mersini
(Vaccinium myrtilloides Michx.)
Yaprak ve gövdesinde, tüy içermesiyle diğer türlerden ayrılır. Yaprak kenarları düz olup diş içermezler. Ormanlık alanlarda yaygındır. Çok kısa sürede, çok fazla miktarda sürgün ve dal oluşturan bu yaban mersini türü, çok bol ürün verir.
Yer Yaban Mersini
(Vaccinium boreale Hall& Alders)
Çok fazla dallanabilen bir türdür. Genelde toprak altında büyümesini sürdürür. Denize doğru burun gibi uzanmış açık alanlarda bol miktarda bulunur.
Vaccinium boreale Hall& Alders
Adi, Kısa Boylu Mersin
(Vaccinium angustifolium Ait.)
Yabani olarak bilinir, çalıları kısa, yaprakları ise cilallanmış gibi çok parlaktır. Yapraklar düz ve kenarları dişlidir. Yaprakların ucunda küçük bir beze taşırlar. Terk edilmiş alanlardaki kuru otların üzerinde gelişirve böyle olanlarda yaygın olark görülürler.
Kısa Çalı Formlu Siyah Yaban Mersini
(Vaccinium angustifolium nigrum Wood-Boivin)
Yapraklar mavi yeşil renkte iken, meyveleri parlak siyah renktedir. Mera ve doğal ortamlarda yetişir. Sürekli yakılan ortamlarda yaban mersini’nin artış oranı çok daha hızlı olmaktadır.
Vaccinium angustifolium Ait.
Vaccinium corymbosum L.
Yüksek Çalı Formlu Yaban Mersini
Günümüzde ticari oarak yetiştirilen ve melezlemeleri yapılan yüzlerce çeşidi olan yüksek çalı formlu yaban mersini bulunmaktadır. Bunlar arasında, Kuzey orjinli (Vaccinium corymbosum L.) ve Güney Orijinli (Vaccinium corymbosum, Vaccinium darrowi Camp. ve Vaccinium ashei) melezleri gibi farklı iki grup yer almaktadır.
Yüksek çalı formu yabani mersinler dik büyüme gösterirler. Kışın yapraklarını dökerler. 2-5 metreye kadar boylanabilinirler. Ancak, kültüre alındıklarında 1-3 metre arasında boylanmalarına müsaade edilir. Yaprakları eliptik veya oval olup 7,5 cm uzunluğundadır. Alt yüzeyleri ince tüylü, kenarları düzdür.
Sürgünler -20C ile -40C arasında zarar görürler. Meyveleri 1,5 - 2 gram ağırlığında olup; meyve rengi mavi-siyahtır. Kaliteli olan meyveleri taze tüketimden ziyade sanayi için uygundur. Meyve olgunluğu artıkça renkte matlaşma meydana gelir. Çiçeklenmeden 45-75 gün içinde meyveler olgunlaşır. Çiçekleri ters dönmüş semaver şeklinde olduğundan tozlanmada arılara ihtiyaç vardır.
Tavşangözlü Yaban Mersin
(Vaccinium ashei Reade)
Dik ve kuvvetli büyüme gösterir. 10m boylanabilinir. ancak kültüre alındığında 1-3 m’ye budanmalıdır. Yaprakları küçük, oval veya eliptik olabilir. Meyveleri 1,2 ile 1,5 gram ağırlığında, mavi-siyah renkte, sert kabuklu ve fazla çekirdeklidir. Çiçek tomurcukları kış döneminde -24 C ile 30C’lere dayanabilir.
Meyvelerin raf ömrü diğerlerine göre daha uzundur. El ile hasat için bitki boyunun 80 cm’de olması tercih edilir. Meyveleri taze ve sanayilik olarak üretilebiliir. Meyveler matlaşmaz. Çiçeklerdeki taç yapraklar döküldükten sonra 90 gün içinde meyveler olgunlaşır. Tam olgunlukta toplansalarda bu durumu uzun süre muhafaza eder ve buruşmazlar.
Tozlanma: Likapalarda tozlanma entomofil yani böceklerle olmaktadır. Çünkü böcekleri çeken hoş kokulu ve nektar içeren çiçeklere sahiptir. Likapa çiçeklerinin taç yaprakları birleşik olup uç kısımda açıklık vardır. Ters dönmüş çan şeklindeki likapa çiçeğinde yumurtalığın dip kısmında nektar olup misk kokusu ile böcekleri çiçeğin dip kısmına kadar çeker. Likapa çiçeklerindeki polenler çok ağır olup yapışkandırlar ve rüzgar ile hareket etmezler. Erkek organları da dişi organdan uzun olup çiçeğin uç kısmından dışarı doğru çıkmıştır. Bu yüzden erkek organlardan ayrılan polenler dişi organ tepesine uğramadan çiçeği terk ederler. Ayrıca, dişi organ kendi kendine tozlanmayı engelleyecek şekilde çıkıntılıdır. Bu yüzden karşılıklı ve arılarla tozlanmaya gerek vardır.
LİKAPA YETİŞTİRİCİLİĞİ (YÜKSEK BOYLU LİKAPA)
Sıcaklık
Don olayı olmayan en az 160 günlük yetişme periyodu ister
Gelişmesi için 2000 gün derece sıcaklık ister
Soğuklama süresi 650-850 saat arasındadır
Soğuklara dayanım
Gözler : -26.3 ila -29.1°C’ye kadar dayanır
Gövde : -29.1 ila -34.7°C’ye kadar dayanır
Çiçekler : -1.12 ila -4.48°C’ye kadar dayanır
Gün Uzunluğu: Uzun günler bitkideki vegetatif gelişmeyi teşvik ederken yaz sonları ile sonbahar aylarındaki kısa günler meyve tomurcuğu gelişimini artırır.
Nem: Likapalar kök kıllarından yoksun olduğu için topraktaki nem değişikliklerine son derece hassastırlar. İklime, çeşide ve gelişme kuvvetine bağlı olarak büyümeleri ile meyve verdikleri dönem boyunca haftalık olarak yaklaşık 2.54-5.08 cm suya ihtiyaç duyarlar. Sulamada kullanılan su kaliteli olmalı, çok az veya hiç tuz içermemeli ve kalsiyum içeriği çok az veya hiç olmamalıdır.
Toprak: İdeal likapa toprağı, drenajı iyi olan, asitli ve kumlu topraklardır. Likapa yetişebilecek toprakların pH’sı 4.5-5.2 arasında olmalıdır. Organik madde kapsamı yüksek olan ağır topraklar da likapa yetiştiriciliği için uygundur. Yayla alanlarındaki toprakların likapa yetiştiriciliğine uygun hale getirilmesi için dikim öncesi kompost veya asit torf ilave edilmelidir. Ayrıca, odun talaşı, çam ibresi veya çam kabukları ile bitkiler malçlanmalıdır.
Yer Seçimi: Likapa tarımı için en uygun alanlar, tam güneş alan veya biraz gölge olan, güney yöneye bakan ve hafif meyilli olan alanlardır. olmalıdır. Ayrıca su drenajı ile hava akımının da nispeten iyi olması gerekir. Ayrıca likapa çiçeklerinin soğuklara dayanımının diğer birçok üzümsü meyveden daha yüksek olduğu da unutulmamalıdır. Bu açıdan kuzey-batıya bakan alanlar da yetiştiricilik için uygundur. Genel bir ifade ile yabani likapaların, orman güllerinin, defne, kızıl ağaç ve çamın karışık olarak yetiştiği alanlar likapa yetiştiriciliği için uygundur.
Drenajı artırmak için arazi işlenir.
Toprak organik maddesini artırmak için yüzey örtücü bitkiler ekilir ve toprak işlemeile birlikte toprağa karıştırılır.
Ahır gübresi verilir.
Gerekli ise toprakta pH ayarlaması yapılır. Bu amaçla toprak tipine ve
toprak pH’sına göre gerekli olan kükürt miktarı hesaplanarak dikimden
en az 6 ay önce toprağa verilir.
Toprak tahlilleri sonucunda gübre ilavesi yapılır. P, K, Ca, Mg v.s
gübreler toprağın üst 30 cm’sine verilir. Gübrelemede amonyumsülfat
gübresi kullanılabilir. Nitratlı gübreler kullanılmamalıdır.
Drenajın zayıf olduğu düz arazilerde mutlaka masura yapılarak toprak 35
cmyükseltilmeli ve bitkiler 120-150 cm genişliğindeki masuralara
dikilmelidir.Dikim: Bölgedeki kış soğukları ile muhtemelen don
olaylarına bağlı olarak dikim ilkbahar veya sonbaharda yapılabilir.
Fidanlar fidanlıktaki veya saksıdaki derinlikleri kadar derine
dikilmelidir. Derin dikim yapılmamalıdır. Dikim sonrası sıra boyunca
60-120 cm genişliğinde ve 15-20 cm kalınlığında malçlama yapılmalıdır.
Bitkiler büyümeye başlayınca ve büyüme periyodunca azotlu gübreleme
yapılır. Gübre olarak amonyumsülfat kullanılabilir ve ihtiyaç duyulan
gübre miktarı bölünerek verilmelidir.
Aralık- Mesafeler: Likapa yetiştiriciliği yapılan ülkelerde dikim mesafesi sıra üzerinde 120 cm, sıralar arasında ise 300 cm olup bu aralık ve mesafeler 152 ile 365 cm’ye kadar çıkarılabilmektedir. Likapa yetiştiriciliğinde likapa sıraları arasındaki mesafe 250 cm’den daha az olmamalıdır. Bu mesafe hasat sırasında işçilerin rahat çalışabilmesi için gereklidir.
Dikim Fidanları
Likapa bahçesi tesis aşamasında 3 farklı fidan tipi tercih edilebilir. Bunlar;
- Bir yaşında köklü çelikler
- Fidanlıklarda üretilmiş 2-3 yaşında açık köklü fidanlar
- Fidanlıkta üretilmiş 2-3 yaşında tüplü fidanlar
Budama :Likapa ocağındaki sürgünlerin yaşları arasında bir denge kurmak için yaşlı ve genç sürgünlerde her yıl belli oranda azaltma (çıkarma) şeklinde yenileme budaması yapılır. Ayrıca, zayıf ve hastalıklı sürgünler budama ile uzaklaştırılır, verimden düşen yaşlı sürgünlerin bir kısmı çıkarılır, gölgelemeden dolayı diğer sürgünlerin gelişimini engelleyen genç sürgünlerde aralama budaması yapılır ve bitkinin taç kısmında yer alan dalların yoğunluğu ayrıntılı budama ile azaltılır. Aynı yaş grubuna giren aynı sayıdaki 15-20 sürgün bırakılarak bitkide sürgün-meyve oranı dengelenmelidir.
Hastalık ve Zaralılar
Mantari Hastalıklar
Likapalardaki mantari hastalık riski diğer birçok üzümsü meyveye göre çok daha azdır.
Mantari hastalıklardan
- Mumlu tane hastalığı (Monilia vaccinii-corymbosi)
- Pomopsis kanser ve dal yanıklığı (Phomopsis vaccinii)
- Fitofitora kök çürüklüğü (Phtophtora cinnamoni)
- Meyve çürüklüğü
Antraknoz (Colletotrichum gloesporioides)
Alternaria (Alternaria alternata)
Virüs hastalıkları
Likapalarda sıkıntı yaratan virüs hastalıkları bulunmaktadır. Bunlar,
- Likapa Scorch virüsü
- Kısa bağcık virüsü
- Likapa yaprak benek virüsü
- Nekrotik halkalı benek virüsü
- Kırmızı halkalı benek virüsü
Zararlılar
Doğrudan meyve ile beslenerek ürün kaybına sebep olan zaralılar
- Kranberi meyve kurdu
- Likapa kurtçuğu
- Kiraz kurdu
- Erikli hortumlu böceği
