Bir yabancı gözüyle Ayder
M. Kemal AYÇİÇEK
Sabahın erken saatleriydi yola çıktığımızda, güneş var ama soğukta var tabi.kış mevsimi, hava erken kararıyor, hedefimizde Rize’nin Ayder yaylası var, niyetimiz oraya çıkmak ve tabi hem doğa ile iç içe olmak ve bir de kaplıcaya girmek. Bölgeye kar erken yağmıştı biliyorduk bunu soğuktan da anlayabiliyorduk ama anlamak yetmiyormuş meğer!.
Fazla sürat yapmadan gidiyoruz gerçi ama yanımdaki yabancı, sanki trafik eğitmeni. Biraz kırık Türkçesi ile anlayabildiğim tepkiler veriyor, iyi de oluyor bu tepkileri gerçi bir Pazar sabahında yollarda trafik denetimi olabileceğini düşünmüyordum ama yok kısa aralıklarla sıkça radar ve polis kontrollerine tanık oluyoruz. Yolda bizi vızır vızır geçen araçların polis kontrollerinde durdurulduğunu görüp, daha da dikkatli yol alıyoruz.
Yanımdaki yabancı dediğim yine Karadenizli birisi ama biraz bize göre daha da doğuda kalan başka bir ülkenin vatandaşı. Rusya Federasyonu’nun tıpkı Çeçenistan gibi bağımsızlık verdiği Abhazya Cumhuriyeti’nden. Altı dil biliyor misafirim, bu dillerden biri de Türkçe. Tamı tamına her şeyi konuşamayabilse de yüzde doksan anlaşılabiliyoruz. Mesela o trafik polislerinin kontrollerinde, “polize” diyor, veya ekmeğe “akmak” diyor, veya ezan okunurken Türkiye’de “Ellahu ekber” deniyor olmasına kızıyor ve “Allahu akbar” denmesi gerektiğini söylüyor.
Bir yabancının gözü ile Ayder’i görmek istiyorum aslında, bu nedenle de sık sık turizmden söz ediyoruz. Benim bir şeyler anlatmama gerek kalmıyor, evet doğamızla manzaramızla etkiliyoruz ama o sürekli kendi ülkesi ile kıyaslıyor gördüğü manzaraları, “aynı, biz de de var, bizde bol su var, çok ucuz” diyor akan dereleri için. Ardından Pitsunda-Mısra ve Rıtsa tatlı su gölleri ile Kafkas Dağlarının Dombai (ülgen) en yüksek tepesinin kendi ülkelerinde olduğundan sıklıkla söz ediyor.
Rize’de orta caminin hemen arkasındaki kadınlar pazarına uğruyoruz, Ziraat’te bir demlik çay içtikten sonra. Orada da Trabzon hurması, mandalina, kivi, elma, armut satan köylü kadınlardan alışveriş yapıyoruz. Onlar için de, “bizde var hepsinden,ucuz ucuz” diyor. Bizim pazarı pahalı buluyor, bunu da sık sık “Türkiye, pahalı” demesinden çıkarıyorum.
Gözleri yollardaki levhalardan ayrılmıyor, trafik işaretleri konusunda çok hassas, yol şeritlerinde ve seyirde trafik kurallarına riayet edilmesine dikkat çektikçe artık dayanamıyorum ve çekiyorum arabayı yolun sağına, iniyorum araçtan, “sen geç bakalım direksiyona” diyorum. Rize’den aldığımız elmalardan yiyip, seyehatın keyfini çıkarmaya çalışıyorum bir yandan da fotoğraf çekiyorum yol boyunca. Ardeşen’den sapıyoruz Çamlıhemşin yoluna. Bizim yabancı hala susmuyor ama yolda yine trafik akışında birbirleri ile kapışan araç sürücüleri için, “deli deli bunlar, heyvan” diyor arasıra, ben dikkat kesiliyorum o söylendikçe, makas atan sürücülere kızıyor. “bu yolda olmaz” diyor ve bunların kendi ülkesinde bir çok ülkede cezalandırıldığını söylüyor.
Henüz öğlen olmamış ama Çamlıhemşin’den Ayder yoluna ......devamı içn






2.jpg)
















